Biri size değer verdiğinde isminizi telaffuz şekli bile yoğun ve değerlidir. Bilirsiniz ki adınız onun agzinda güvende.
30 Ocak 2016 Cumartesi
İsim
26 Ocak 2016 Salı
Eşlik
Yanimdan kalkip yerine doğru akustik bir hizda geçerken gozlerim eşlik etmişti sana, yerini bulup oturuncaya kadar... Sonrasi malum..
26-01-2016 / 21:36
24 Ocak 2016 Pazar
AF...
Sac tellerinle bir köprü yapmistim gözlerinden gözlerine geçmek için... Bir de sırtını tanriya hediye sunup, bağışlanmak istemiştim.
24-01-2016 / 22: 20
22 Ocak 2016 Cuma
Buğu
20 Ocak 2016 Çarşamba
18 Ocak 2016 Pazartesi
Kibar bir antlaşma
Ahitlesmek yeterli gelir miydi, lüks bir sigara dumani altinda? Düşler, bir ankara sabahi kadar sade; geceden kalma yarı dolu bir kalp gibi ritimsizdi .
18-01-2016 / 22: 01
İstanbul
Sehirler, insanlara yakışır mi pek bilenmez; ama bazı insanlar bu özel şehirlere çok güzel yakışır.. İstanbul mesela. "Istanbul gibi kokmak" deyimi bu güne kadar dile gelmemişse eğer, sırf rengine bürünebilecegi biriyle karsilasma olasılığı düşük olduğunu bildiği, onunla karsilasinca da alelacele tepki vermenin toyluguna düşmemek içindir.
18-01-2016 / 16:59
17 Ocak 2016 Pazar
Bir masal dinletisi...
Her akşam bıraktığım yerde buluyorum seni. Elimi nereye atsam, hangi esya/ canli/ olgu' yu düşünsem ardindan sen çıkacakmış gibi oluyorum. Bir de sabah kalkarken yasadigin mahmurluk aklima gelmesi de cabasi... En iyisi sen biraktigim yerde durma, yasatman gereken duygularin beklememeli. Kimse bundan mahrum birakilmamali. Yasayan da " iyi ki hayatima girdin" deme lüksüne kavuşup, yoluna devam etmeli... Şükürler bile yetmezken sana; seni düşünmek/ hayal kurmak, kimin haddine?!
17-01-2016 / 23:30
Ses
İlmek ilmek sevgi akan parmak uçlarında yasiyordum; bir de duymayı alıştığım kaygan ses tellerinde
17-01-2016 / 23:23
16 Ocak 2016 Cumartesi
Renk bulmacasi
Ressam, tuvalini sakin bir renk karıştırdı.Resmin Hayalleri zihninde caba sarf ediyor; bir türlü yap-boz eskizi içindi eksik kalan kehribar rengini bulamiyor/ariyor/özlüyordu.
16-01-2016 / 20:03
Nefes aralığında bir yasam
Nefesin, Sadik bir bakış aralığı içine gizlenmiş duruluk kadar çetin; umursamaz gölge ruhlu sevgi gibi acimasizdi...
16-01-2016 // 15:48
Anarşist gülümseme
İyiliğin emrettiği anarşist duygular tanıyorum. Bir de yasayan ölümsüz gülümsemeler.
16-01-2016 / 14:45
3 emir
Tanrinin ulasamadigi her insana dokunmak isterdim, bir de termometre bulundurmak tabi.. Görüp etkilenmeden yasamak ne aci!
16-01-2016 / 10:00
13 Ocak 2016 Çarşamba
Gölgeler/Suretler
13-01-2016 // 23:45
Eski defterde yeni sayfa
13-01-2016 / / 23:30
12 Ocak 2016 Salı
Derin Siyahta Kurgu...
Siyah bir perdenin gölgesinden bakip ilerleyebilmeli insanoğlu. Zihinler böyle ıssız gecelerde kafalarinin arkasindaki çöplüğe doğru sürükler de anlayamassin düşüncelerin hangi çekmece altlarinda gizli oldugunu. Pencereyi kapatinca kalbini de kapattigini zannedersin, insan sevgisinin sadece soyutlamaya düşündüğü vakitler saklidir, perde arkasina yaslanmis karanlikta ve ayisigi girmeyen kalp cekmecelerinde...
12-01-2016 / / 23:23
Düş salincagi
12-01-2016 / / 21:00
Tapinak
Iki renk
12 ocak 2016...
Belirsiz akis
12 Ocak 2016 / 13:31
1 Ocak 2016 Cuma
Raydan Çıkan Masumiyet
Yari catal gürültüsü, yari konusma rutinimizden sonra karnimizin doydugunu hissediyorum. Oglum, heyecanli bir sekilde gozlerimin icinde kayboluyor; ben de oglumun gozbebegi cukurluklarinda babasi oldugunu dusundugum ahmeti goruyorum. Bugun ahmetin yanina gidecegimizi kahvaltimi hizli ve heyecanli yapmam ele veriyor. Ayda bir acik goruse gitme hakkimizin oldugunu dilim dondugunce ona anlatiyorum. Oglum selim de kelimelerin anlamlarini ve kurallarin anlamsizligini dusunerek direk sonuca odaklaniyor. " gidiyoruz!!" diye bir ciglik atip masadan apar topar kalkmasi ve üzerine giyinme telasina kapilmasi bir oluyordu. Ben ise oturduğum yerde kalakalmistim... Dusuncelerim coktan yola çıkmış olacak ki kendimi bir anda ayakta buluyorum. Bir kac tabagin yerlerini sari yemek masasinin uzerinde gereksiz oynattiktan sonra aldigim yere tekrardan geri birakiyorum.. Uzerimde bir urperti, cezaevine girmesi gereken kisinin ben olmam gerektigini düşünüyorum. Gozlerimi pencereden gunese cevirmemle, goz kapaklatimi kapatmam bir oluyor. " insan en çok vicdanının sesini gormezden gelmek istiyor" diye içimden kendimi teselli ediyorum. Derin bir nefes alip lavaboya yoneliyorum, yarisi su dolu bardagi icip icmeme kararsizligini agzima bir yudum su alip yutmayarak percinliyorum.
Iyi bir anne oldugum pek soylenemez biliyorum. Ozellikle otuzlarimin ortasina dogru geldigimde bunu anlamis olmam benim icin biraz can sıkıcı oldugunu dusunuyorum. Ne de olsa kocami aldattim ve kefaretini esim hapse girerek; ben ise icimdeki gorunmeyen duvarlara kendimi hapsederek cezamı çektiğimi dusunuyorum. En kotusu de toplumsal cezalardi. Yeteri kadar caydirici baska hicbir ceza bu kadar etkili olamazdı. Sokaga ciktigimda üzerime çevrilen bakislarin keskinliginden ne kadar kalin bir zırh giysemde kurtulamayacagimi biliyordum. Ben de onlarin gozlerine hos gelmeye calisarak ruhlarini oksamaya tercih etmistim. Bana ulasmak isteyip de ulasamamalari onları ne kadar cildirttiginin farkindaydim. Ne de olsa o kadar yaftayi yemek bosa harcanmamaliydi, hakkini vermeliydim.
Oglum selimin aniden mutfaga girerek : " ben hazirim anne, artik cikabiliriz" sozuyle bir anda irkilmistim. Uzerimi nereden yapistigi belli olmayan ağırlığı attim, yüzümü gülüşumle örterek oglumu kucagima aldim, yanaklarindan öptüm. "Peki bende simdi hazirlaniyorum bebegim" diyerek yatak odasinin yolunu tuttum.
Nasil hazirlanmaliydim karar veremedim. Ahmet sekiz aydir iceride yatarken her görüşme günü gelip ayni telasa kapildigimda, hic degismeksizin ayni ruh haline burunuyordum. Düğüne gidermis gibi hazirlanmak istediysemde hos bir davranis olmayacagini karar kildim. Daha sonra guzel giyinerek kocamin : " icerde yattigima degiyorsun be surttuk" diye ic gecirmesini istedim. Dolaptan parlak kirmizi elbisemi ve siyah topuklu ayakkabılarımi cikarttim. Saat ona geliyordu, ne kadar da hizli haraket ediyordu akrep ve yelkovan...siyah saclarimi topladim, rujumu ve parfümü de tamamlayip hazir oldugumu hissettim. Aynaya bakip : " Hic degismeyeceksin nermin" diyerek yüzümde olusan yarı tebessümü de aynada bırakarak oglumun yanina gectim. " hadi cikalim selim, beklenen vakit geldi" deyip oglumun ellerinden tutarak kapinin esigine geldim. Icerde biri kalmis gibi aynadaki tebessumu de salona atarak kapiyi kilitleyip kendimizi dogruca lanet olasica sokaga attik...
Beni yakip kavuran dusuncelerim mi yoksa gunesin bogucu sicakligi mi tam kestirememistim. Ev ile taksi duragi arasindaki mesafe benim icin sirat koprusu veya podyum da olmak gibi bir seydi. Insanlarin üzerimde biraktigi özel bakislarini hissetmeye basladigimda selimin ellerinden daha sıkı kavradigimi fark ettim. Hemen yakinimda beliren sessiz bir kose fark edip nefes alma gereksinimi hissetmistim. Omzumdaki cantanin gittikce agirlastigini, pazar dönüşü kadinlarin ellerindeki meyve posetlerini görünce anladim. " gozlerinden anilar tasan kadinlar" diye ic cekerek selam verdim kadinlara.tabi ki almadilar selami mi... Kendimde ne kadar bela bulduysam bu sokak aralarinda kesfetmistim! Farkindaydim bunun.. Ahmet bile soylerdi : " Tanimsizligin ancak sokak aralarinda yürürken belli oluyor, nermin." demisti bir keresinde. Bazen elime gecmeyen bir mektubun huzursuzlugunu yasadigim oluyordu. Sadece o mektubun sahibini merak ediyor; ve bunu yoldan gecen herhangi birinin nefes araliklari arasinda düşüncelerine kilitleyip gidiyordum. Bir akinti cikmasini diledim, beni hizlica duraga suruklemesini, sürüklemekte kalmayip dogrucaAhmetin kaldigi cezaevine ulastirmasini diledim. Yapmis oldugum dua kabul olmus olacak ki hicbir soze karismadan - ya da zorunlu duyamazlik da denilebilir - duragin dibinde bitiverdim. " hazirim ben hakan, hadi götür bizi akintinin son demine dogru" dememe ragmen hakan : " anlamadim nermin?! " diye cevap verince bende : " ahmetin yanina gidiyorum" sozu sessiz, berrak ve seffaf bir sekilde cikivermisti. Selim ve ben arka koltuga aturmamizla hakanin amansiz hareketi bir olmustu. Yaklasik yarim saatlik bol sarsintili ve hulyali bir yolculuktan sonra taksinin ani, sert ve amacsal bir fren sesiyle gozlerimi onumdeki camdan, arabanin dikiz aynasina cevirmem bir olmustu. Hakanin: geldik nermin, beklememi ister misin? " sorusuna " hayir, bekleme don sen... Biz yolunu buluruz gelmesinin" diyerek arabadan hizlica indim. Bu kez selimin elini tutmayarak kendimi ceki duzen vermeye basladim. Giristeki guvenlik sorgusundan sonra kendi icimdeki demirleri gecici olarak kaldirarak gerceklerle yuzlesmeye basladim. Ara sira oglumun heyecanli ve merakli sorularini hizlica , anlamsizca cevaplar vererek gecistiryordum. Saatin ogleye yaklastigini bekleme odasina gectigimde fark ettim. Bu ahmetle üçüncü buluşmamız olacak, muhtemelen de son gorusmemiz .. Hissediyordum bunu.. Benim animsamam gereken duygular vardi, orda yasayip onlari ceki duzen vermeliydim. Ahmetin bekleme salonuna gelmesiyle ogluna sarilmasi bir oldu.onu öpüp koklamasi, dokunmasi, ellerini saclarinda gezdirmesi elimde olmadan heyecana kapilmama sebeb olmustu. Benimle goz göze gelmekten kacinarak tum sevgi yoğunluğunu ogluna yöneltiyordu.
Bir çiçeğin dibine bakarken yasadigim yoğunluğu, kocamin operken cikardigi sesden alabiliyordum. Amansiz bir seydi. Kimiltisizca bekleyen sakin bir gerçeği bir anda soyleyiverdim. " bir daha buraya gelmeyecegim Ahmet, bil istedim. Cocugu da annene bırakırım.." diye bir cirpida soyleyiverdim. Sadece " peki, ne istersen onu yap. Her zaman ki gibi" diyerek yarim bir tebessüm birakmisti ahmet.
Kendi hikayemi kendim yazacaktim. Ben bile kendime bir hikaye sakladigima supheliydim oysa. Çektim gittim oradan, birgün kendimden bile gidecektim, tamamen kendimden gectigimde; ozumu bulacaktim. Bugün bunu hissetmistim, ardima dahi bakmadim.
İbrahim Demiroz// Raydan Çıkan Masumiyet.
16 Aralık 2015 Çarşamba
FRAGMANLAR
Icimde tarif edilemez tutku birligi olustugunu hissediyorum. Bu ozel duyguyu erisebilmek icin bazen insanları feda ediyorum. Bunu neden yapiyorum anlayamiyorum. Sonuc ise mutluyum...
Biraz daha aciklama geregi hissediyorum yanlis anlasilmalara izin vermemek icin ... Bir insanin farkli duygulari istemsizce olmadan yasamasi taraftariyim. Aglamasini becerebiliyorsa eger ayni dakika icinde gulmeyi de becerebilmek zorunda olmali. Insanlar yasadiklari tum duygulari kendilerinin iyiligi icin oldugunu unutmamali. Yoksa ne onemi ve anlamı kalirdi ust duzey bir yasam alani belirlemenin??
Bir yetiskin bireyin el cirpmasi neden absurt kacar anlamis degilim. Ya da bir kadinin sigara icmesi. Ilginc ve hissiz. Aptalca seyler. Ele alinacak dogal ve dogaya uygun dusunmek insanların evrensel silsilesine bir ilmek atmak demek. Farkinda bile degiller yasadiklari hayatinin guzelliklerini. Bin varolus uzerine bir kere dogum yapinca mi kirlenir insanoglu. Vaftiz edilmis duygular her yer. Kacinilmaz tartismalar. Bitmeyen aksam önleri. Yakin duygular ama uzak gonuller, dile getiremeyecek kadar gizli sozler..
IBRAHIM DEMIROZ // FRAGMANLAR
15 Aralık 2015 Salı
ANLAMSAL EĞRİ VE YASAM UZERINE
Basitlestirilmis bir kac tumce ile kanuyu aciklamak isterim ... Once 2 soru ile yonumuzu belirleyelim:
1) yasamimiz boyunca biriktirdiklerimiz neler olmustur?
2) kendimize karsi gercek ozne olabiliyor muyuz?
Ikinciden baslayalim...
Bir hayati yasarken etken dusuncelerimiz olmasina ragmen, edilgen bir davranis içine giriyorsak ya da girmek zorunda hissediyorsak oznelerarasi bir sikinti var demektir. Bu da ust yasam hakkimizi kendimizin bilerek ya da bilmeyerek gasp ettiğimiz anlamina gelmektedir. Bunun farkına varmamiz ise olgunluk olarak adlandırılabilecegimiz kemik yasiyla anlatma isine giriyoruz... Ancak nafile!!
Standart oznellik, tikellikten uzak ; kendi icinde donor bulabilegini inandığımız bir olgu meydana getirmekteyiz. Bunun ne derece dogru/ yanlis olduguna bakmaksizin kabullenmislik bir olcu olusturuyoruz.
Ilk soruya donmek gerekirse: ya biriktirdiklerimiz??
En ozel duygulari bir kumbaraya doldursak, yine de bu kadar ozel olabilir mi bilemicem ama. Insanlik tarihinde biriktirdiklerimiz bizi anlamli kilan tek olgu. Ne kadar bu davranışımizi freudsal bir yaklasimla ele alsalarda, cozumsuz bir sekilde cevap bu.. Uzgunum!
Akitilan kaplarda meydana gelen duygular yeri geldiginde firtina yaratmasinda uzerimize yok. Bu da ozel bir kabimizin olmasi gerektigini ve bunun icin de saf kalmanin huzursuz hafifligini bize yadsimak zorunda birakiyor.
Zengin olan da fakir olanda biriktiriyo insanoglu. Onemli olan bu biriktirilen duygulari ve kaliteli gecmis yasantilarini nerede/ ne zaman ve hangi kosulda kullanmamiz gerektigini biliyor olmamiz..
Her gerceklerin hayatinizda anlamli ve kalici olmasi dileklerimle..
IBRAHIM DEMIROZ // ANLAMSAL EGRI VE YASAM UZERINE
26 Ağustos 2015 Çarşamba
Mantığın Mantıksızlığı ve Yakarış... ( 1 )
24 Ağustos 2015 Pazartesi
SES
19 Ağustos 2015 Çarşamba
ADI KONULMAMIŞ BİR ŞİİR
7 Ağustos 2015 Cuma
Bir Ankara Sabahı
Bir an salona döndüm, bardağını unuttuğum tabağı eşleştirmenin makul olacağını düşündüm. Bardağı nerede bıraktığımı hatırlamaya çalışırken, içerden sanemin sesini duydum.Saat sabahın beşiydi ve bu saatte uyanması; sokaktan geçen seyyar satıcının sesiyle karıştı. Tercihimi yaptım, bardağı alıp tekrar balkona döndüm. Şehir gün doğumlarında hep denize bakarken aldığım mutluluğu vermesi için epey çabaladım, ama olmadı. Yine hüsran akıyordu saçlarımdan, ayaklarım nasıl da benden habersiz yok olmuşlardı. Kaçıncı gelişimdi bu eve? Ya bu balkona hiç çıkmış mıydım? Kaç gündür, kaç saattir burdaydım! inanın hiçbirini hatırlamıyordum. Ya da ben bu evde önceden yaşamış olabilir miydim!? Tüm düşüncelerim birer birer vurgun yiyordu. Hepside zihnimin hiç olmadık yerlerinden cevaplar vermekle meşguldü. Ben ise hiçbirini dinlememiştim ; dinlemekte istemiyordum. Çürük bir aşk kokusu içimi işliyordu.Yatak odasından salona, salondan yanıma gelerek balkonda bekleşiyordu. Elimdeki bardağı masaya bıraktım, sigara çoktan bitmişti. İyice gerildim oturduğum sandalye de. Sesleri duydum; vücudumdan mı yoksa oturduğum kahverengi bir sandalyeden mi geldiğini bilmeden. Beynimin tüm odacıklarını peynir kırıntıları bırakmıştım, fare kapanını da hemen yanına... Huzurluydum artık..
Kalkma vaktinin geldiğini hissedip kendi kendime '' Hadi zamanı geldi Selim'' diye iç geçirerek doğrulmaya başlıyorum oturduğum sandalyeden. Bitmeyen ve soğuttuğum çayı da nergis saksısının içine boca etmeyi de unutmuyordum. Ayağa kalktığımda kafamın kaç milyon olduğunu kullanmadığım matematik terimleriyle hesaplama işine girişiyorum, sonra vazgeçip meyhane ortamına döndürüyorum bulunduğum yeri. Rujlu rakı bardakları, üzerimi sinmiş ağır bahar parfümünü silkeliyorum. '' ikisi de yapışmış, çıkmıyor meretler'' diyerek sitem ediyorum. Tenimin sadece sigara kokmasını arzuladığım zamanları yaşıyorum. '' Sanem uyanmış mıdır? '' diye kendime soruyorum ; kendime sormaktansa kendisine sormayı düşünerek salondan yüksek olmayan bir sesle sesleniyorum.. '' Uyandın mı?! '' cevap bekliyorum. Dışarıdan gelen gürültüden ve kafamın içindeki seslerden Sanem ' in ne dediğini duyamıyorum. Bir anda bir güruh zuhur ediyor kalbime, ellerinden tutup kaldırıyorum kalbimdekileri. Tuhaftır, bir anda kendimi okyanusun ortasında çığlık atarken buluyorum. Okyanusun ortasında hiçbir şeyin bana zarar veremeyeceğini düşünerek dalıyorum en dibe. Bir balıkçı kızı hayal etmişimdir hep, belki ondandır bu dalmalarım bilemiyorum...
( DEVAM EDECEK...)
İBRAHİM DEMİRÖZ/// BİR ANKARA SABAHI
5 Ağustos 2015 Çarşamba
SANEM ' i İMHA KILAVUZU
16 Temmuz 2015 Perşembe
MAVİ RÜYA...
1 Haziran 2015 Pazartesi
DEĞİNMELER - 1
* HEDEF OLMAYABİLİR, YOL MUTLAKA ALMALI.
* HER YAKARIŞ YENİ BİR İLMEK, YENİ BİR GÖREV , YENİ OLUŞ ; İSTER İSTEMEZ BİR YOK OLUŞ.
* DENGELİ BİR İSTİKAMET DE MUTLULUK MÜMKÜNDÜR
* ARTÇI SARSINTILAR , DEPREMDEN DAHA TEHLİKELİDİR
* BAZEN EN GÜVENDİĞİNİZ BİRİ, BİR SEY YAPAR ; YAHUT BİR DURAK GÖSTERİR, YÜZÜNÜZ ASILIR, İÇİNİZ EZİLİR. SADE BİR TEPKİSİZLİK.
* OLMAYANLAR, OLANLARDAN DAHA DOYURUCU OLABİLİYOR HAYATIMIZDA.
* APTALLAR GÜVEN DUYULACAK BİRER LİMANDIR. HEM DE GERCEK BİR LİMAN.
* FARKLILIKLAR YABANCILAŞTIRIYOR BİZİ BİRBİRİMİZDEN, YENİ TANIM BULMAK HOŞUMUZA GİDİYOR.
* İNANCI ÖYLE BİR BAĞ İLE TUTMALI Kİ; DÜĞÜM BİLE ÇÖZÜM OLSUN
* YAĞMUR OLSUN; GÜNEŞ OLMASIN
* KAPININ EŞİĞİNDE BEKLEYENLERE GİTMELİ
* BİLMİŞLİK MALZEMELERİMİZİ HER TARAFA SAÇIYORUZ, SONRA '' BİZ'' İ , '' BEN '' YAPIYORUZ.
* TATLI TATLI, YAVAŞ YAVAŞ, UYUTA UYUTA GÜLÜYORUZ.
* EMİRLERİ DİNLEMEK BİZE MUTLULUK VERİYOR ; UYGULAMAK İSE ACI.
* MÜMKÜN OLMAYANI İSTEMEK BİLGELİĞİMİZİN ERDEMİNDEN KAYNAKLANIYOR.
* ÖZSAYGIMIZI ZEDELEYEN KESKİN HANÇER : '' ROL ÇALMA TELAŞI''
* İNANMAK İLK ADIM GİBİ.
* KENDİLİĞİNDEN SÜZÜLEN SÖZ / GÖZ YAŞLARINA GÜVENİN.
* EN BÜYÜK AHMAKLIĞIMIZ AKILLI OLMA TELAŞINDAN KAYNAKLANIYOR.
* ÖLÜM EN HUZURLU REFLEKS.
* EĞER UŞAK İSEN SENİN İÇİN EN YARARLI SAHİBE UŞAK OL.
* GERCEK İNSANLAR, ÖZGÜR RUHLU BİREYLER YETİŞTİRİR ; KENDİLERİ KÖLE OLMAYA MAHKUMDUR
* YENİ ÖĞRENİLEN BİLGİ , ÇETİN BİLGİDİR. SABIR GEREKİR
* DUYABİLİYORUM SENİ, EN ÇOK DA KAHKAHA TUFANLARINDA.
* DUYGUYU YEDİ GÜNE BÖL , DAYANABİLİRSEN YÜCELİĞİNE TOPLA, GERİSİN GERİ.
* VARLIK / YOKLUK ARASINDAKİ UCURUM TİKSİNTİDEN İBARETTİR.
* TOPLUM BİREYSEL YAŞAMANIN SIKINTISINI ÖZENDİREREK EVLİLİĞİ KATLANILIR KILAR.
* AYAKLARIN ÇIKARDIĞI SESİ İŞİTMEYİ ; SÖZLERİN BOĞUCULUGUNA TERCİH EDERİM.
* BÜTÜN ERDEMLERİ ÇOKTAN YOK ETTİ İNSANOĞLU.
* YÜKSEKLERDE BULUNMAK YORUYORSA SENİ , YIRTICIYIM DİYE DOLAŞMA DAĞ ETEKLERİNDE.
* HER DUYGUNUN ŞİDDETLİSİ TEHLİKELİ VE İYİDİR.
* KAFKA OKUYAN İNSANDAN KİMSEYE ZARAR GELMEZ.
İBRAHİM DEMİRÖZ / AFORİZMA
LEGO HAYATLAR... [ ÖYKÜ]
- Nerdesin?
+ Evedeyim, sen?
- Yoldayım. İyi misin?
+ (...)
- Beş dakikaya ordayım..
+ peki...
Uzun bir ögleden sonra olacagı her durumdan belli oluyordu. Adımları mı sık atma telaşından mıdır bilinmez ; yorulduğumu hissetmiştim. Yol boyunca aklımdan gecen kelimeleri, karşılaştığım insanlara dağıtıyordum. Kapıya gelinceye kadar ne heybemde yeterince kelime, ne de ciğerlerimde nefes kırıntısının kalmadığını fark ettim. Zili çalıp / çalmama arasında gecen süre yol boyunca harcadığım enerjiden daha fazlasını kullanmama sebeb olmuştu.
Zili çaldım, kapının o ara açık olduğunu görmem, tebessüm etmemten öteye başka bir duygu hissettirmişti. Seher vakti zili basıp kaçmalarım aklıma gelmişken, merdivenleri çıkmışım. Bir anda onu karşımda görünce ağzımdan çıkan sözleri hatırlamıyorum! Onun güldüğünü görünce pek de anlamsız konuşmadığı mı düşündüm.
+ Hoş geldin, beş dakıka demiştin!?
- Ne kadar oldu ki, hızlı da gelmiştim!
+ yirmi dakika
- Hımm..
+ Gel içeri, buyur.
- Her geldiğimde evi oda parfümüne boğmak zorunda mısın,nefes almayı denesen diyorum.. Cam mesela açılabiliyor, biliyorsun değil mi?
+ Çok komik!!
- Sayemde ev toplanıyor sanırım, en son oturduğumuz sandalye bile aynı yerinde duruyor..
+ Yediğimiz son yemekten sonra bir daha dokunmadım.
- Bu konuyu konuşmuştuk, hala mı aynı konu?
+ Evet ne yapabilirim, benim hatam değil, değil mi?
- Bilmem...
Absürt bir karşılaşmaydı zehra ile buluşmamız. Öyle ulu orta denk gelecek bir karşılaşma olsa, ''öp başına koy'' kıvamında olması için neleri vermezdim. Eskimiş bir buruşuk kağıttan yapmış olduğu ''uçakvari şeklindeki eserininin'' ucuramaması ; yan tarafta ki uçurtma sevdası çocukların mutluluklarını gölgeliyordu uzaktan bakınca.
Birkaç dakika onu seyrettikten sonraki çaresizliğine daha fazla dayanamadım ; yanına gitmeyi karar verdim. Yoksa çıldırtıcı derece de kendini hırpalıyordu , ya da bana öyle geldi, bilmiyorum.
- Pilot olma hayali için fazla geç kalmadın mı?
+ Anlamadım!
- Elinizdeki şekle diyorum, uçak olmalı. Kusura bakmayın hareketlerinizden başka bir sey olmasını dilerdim, hoş görün beni.
+ Aaa !! Evet. Küçüklükten beri yapabildiğim tek eser, o da malum göründüğü gibi işte.
Biz konuşurken çocuklar uçurtma eğlencelerine ara vermişlerdi. Gözlerini iki yana çeviren cocuklar, dikkatlerini nereye vermeleri gerektiğini : '' En yüksek benim ki şu anda, bak bakk!! '' nidalarıyla uçurtmaya yönelmişti. Biz ise yere cakılmaktan bitap düşmüş uçağı inceliyorduk anlamsızca.
* * *
- Sigara içen bir kızın piyano çalması sence de ilginç degil mi?
+ Bunu bana soran ilk sen değilsin, odanın her tarafına sigara dumanına boğup, piyano notalarıyla nötr ' lüyorum sanırım. Elimde ne kalıyor dersen, yorgun parmaklar ve beni küfre boğan müzmin bekar Handan hanım.
- Anlıyorum seni - aslında anlamıyordum - ev arkadaşının da komsun gibi düşündüğüne eminim ; çünkü gerçekten berbat çalıyorsun!
+ Ciddi misin? ( yüzündeki şaşkınlık ifadesinin tadı görülmeliydi)
- Şaka tabi, güzel çalıyorsun.
+ Ciddi misin!
- ( ... )
+ İstersen akşam çalabirim sana, ev arkadaşım bugün geleyemeyecegini söyledi.
- Yani?
+ Bu akşam burda kalabilir misin?
- Çalmayı öğretirsen, evet.
Beş dakikalık yolu yirmi dakika da gelebilen ben; akşamın nasıl geçtiğini, handan hanımın duygularıyla eş değer hislere sahiptik, O derece etkilenmiştim o geceden. Belkıs ' ın o ulu zenginliğinden vazgeçişiydi ; bende ki o Süleymanlık tavırları.
Sabah olduğunda yemek masasının üzerine sevdiği cevizli kek tarifinin notlarını yazıp iliştirdim. Kapıyı yavaşça çekip çıkarken, komşuları Handan Hanımı istemeden de olsa selam verdim. Yolumu devam ederken elimdeki kağıttan yaptığım uçağı , hızlıca savurdum gökyüzüne. Gözden kaybolana kadar seyrettim
İBRAHİM DEMİRÖZ // LEGO HAYATLAR
7 Mayıs 2015 Perşembe
Hangi mutluluk ve va'adi ilk günaha denk gelir Tiryandafilya?
'' Yemeğin tuzu acı mı olmuş?'' sözünü duyalı tam iki yıl olmuş. hatırlamanı isteme telaşına düşmem benim için ne kadar ehemmiyetli olsa da sende donuk bir sessizliğin oluşmaması içten bile değildi o zamanlar.
'' Odysseia'' destanı bilirsin, Rivayet odur ki; Odyseia uzun süre savaştığı büyük Troya savaşından, savaşın bitiminden tam on yıl sonra evine dönebilmiştir. Kime dersin?
Kime olacak tabi ki sabırla otuz yıl onu beklemiş onurlu sevgilisi Penelope' ye. Ahh! sana ne kadar da uzak bir duygu, elini attığın her canlının yaşama ümidini arttırıp/ azalma gözünde bu derece önemsiz iken : ''Otuz yıl bir hiç uğruna beklemiş, ne aptal kadın!'' dediğini duymamak için neleri vermezdim Tiryandafilya.
Sana hak vermiyor da degilim, beni yanlış anlamanı da istemem su an. Hz Havva bile anca senin kadar caresiz olabilirdi dünyaya ilk geldiğinde Tiryandafilya. Gözlerini dünyaya açman, gerçekten gördüğün anlamına gelmez.Şuuru yok eden bir mutluluk hali, uyşmuş bir üst irade ve göz yaşları içinde ölüme koşturan sen..
Tüm aşklar doğasından kaynaklanıyor olsa gerek. Boğacak bir şeyler arar, eğer boğamassa kendi kendine boğar.buna '' Aşk Sorgulaması'' adını vermiştim de senin bana göz devirmenle kendime gelmiştim.. Sonra şöyle devam etmiştim:
- Eğer aşk dediğimiz duygu bir kere sorgulanmaya başlanmışsa, oradan hasarsız cıkmak ne yaparsan yap imkansız Tiryandafilya! Rüyalar denizinde gömülmekten, uyanma ümidini yeşertmekten başka elinden bir şey gelmez / gelemez / gelmemeli de...
Yalnızlıktan sıkılarak icat ettiğimiz birer hayaller varsa, bunlardan birisi de sensin unutma Tiryandafilya. Kendisine mektuplar yazılacak kadar duyarlı bir hayal!
İnsan yaratılışı gereği bir sebeb-sonuç girdabında boğulup gitmekte. Akıl önemlidir bundan şüphe yok ; ancak bir o kadar da yol kesicidir hayatımız da. Sebeblerin tümünü en ince ayrıntısına kadar oymak, onun için bulunmaz bir nimettir. Tek bir sebebi belli olmayan sonuçları kabullenmeyen insanoğlu bu kıskaçta hayatını sürdürüp gider.İşitemediklerini işitmeye ; dokunup koklayamadıklarını koklamaya yad etmiştir hayatta. Yoksun bırakılıp hasret kaldığımız duyguları beklerken elimizde olanları bir türlü fark edemeyiz. Anllarız ki hayatımız bekleme salonlarında gececek Tiryandafilya. Bu hediye bekleyişlerin en büyük hediyesidir..
'' Sizi ondan ( topraktan) yarattık ; yine oraya döneceksiniz ve bir kez daha sizi ondan cıkaracagız'' ayetini sana söylediğim de neredeyse allaha bile inanmaya başlamıstın Tiryandafilya. Yoksa bu kadar beklemek, ızdırap dolu mevsim daha ne kadar katlanılır olabilir di ki ; Haklı degil miyim?
Sanatçı dediğin de nevrozla psikoz arasında gidip gelen değil midir? Deli gibi inanmak, tehcir edilmeyi bekleyen duygular gibi can acıtıcı hayatımızda.. ve sen hala akıllı bir adamın yapamadığı kadar cesur, vurgun yemiş bir deniz kızı kadar mağrursun Tiryandafilya.
03 / 05 / 2015
İBRAHİM DEMİRÖZ
27 Mart 2015 Cuma
"meczup"
4 Mart 2015 Çarşamba
Rauf Bey...
Herkes gibi bir adam değilim. Elimde degil...
-
mehmet emmi deli kiz sinin geliyor karanfiller karanfiller gonul dagi kar .... .... .... ?? ?? a aaa adana yonca Elfida bir kı...








