[Anı] etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
[Anı] etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2020 Pazartesi

Yara Sahibini Arar [ Öykü]

 Yeni öykümle tekrar karşınızdayım...750-770 kelimelik öykümün 15:00 itibariyle 450 kelimesini bitirdim . Şimdi karakterlerimin  serinlemesine izin verme  zamanı.

https://youtu.be/FCOzD0ZbQWs


450/460 Kelimelik birinci bölüm aşağıda 👇


Derin bir akşam önüydü, sessizliğin binlerce tonuna inat, kazancı bol bir gece olacağına adı gibi emindi Miray. Güçlü birkaç nefes almak kendine gelmesi için yeterli enerjiyi  bir nebze olsun yükseltmesine sağlamıştı.  Ya da öyle hissetmek istiyordu ve bu duygu ağır basması için elinden geleni ardına koymayacaktı. Ayaz ise hala duş alıyordu, çıkmasını istemiyor cunku bu sürecin nasıl gideceğine dair  hiçbir fikri yoktu. Aslında iyi de olmuştu, bundan sonraki hayatına başlamak için güzel bir basamak olarak bile kullanabilirdi. Ancak şu an hiç iyi hissetmiyordu kendine... Bazı gerçeklerin yüzündeki yansımasına merak ettiği için aynaya baktı bir an da.Çok utanıyordu kendinden, nedenini bildiği halde bu sürece girmek onu değiştirecek miydi? 

“Ayna karşısında bu kadar vakit geçirdiğini ilk defa görüyorum Miray" evet bu onun ses tonuydu, Ayaz’ın.Naif değil hayır, en azından bu saatten sonra değil. Tebessümünü aynadan görebiliyorum , hala çekici ve kışkırtıcı. Böyle mi kanmıştım kocama? Herkesi ve onu böyle mi kandırmıştı?  Öğrenmeliydim.Hicbir gerekçe göstermeden Ayaz ve diğerlerini öğrenmeliydim . Tebessümü hala yanaklarimda ve benden cevap bekliyor dakikalardır. “Evet canim ayna karşısında  vakit geçirdiğim an diyebiliriz.” Yüzünü nasıl da yere çevirdi,  utangaç... “Seninle konuşmak istiyorum ayaz, giyinirsen sevinirim...Ve lütfen cevap ve soru sorma hakkıni sonraya sakla... Bekliyorum seni...” 
İrem’in dediklerine düşünüyorum, “bunu yapabilirsin sana inanıyorum” sözleri kulaklarımda çınlıyor.  En çok da yüzünün alacağı hale merak ettiğim için bu konuşmayı yapacagim. Aslinda bir o kadar da komik geliyor, biraz kendime gelince. Hayat bu, nelerle karşılaşacağımıza kim bilebilir,  kim dengeleyebilir duygularımızı. Neyse hazırım,  kıyafetimi bile hala kocama göre hazırlıyorum baksana. Beyazlar içinde kirlenmiş sorular biriktiriyorum .  
- Kahve koymamı ister misin, miray sana diyorum duymuyor musun? 
+aaa, geldin mi hiç fark etmedim.
-Kahve diyorum, ister misin?Konuşma boyunca iceriz ne dersin, seversin sen.
+Sen kendine koy ayaz, su an içmeyi düşünmüyorum . 

Yanina yaklaşıyorum mutfakta, sırtımı dayadım ve yüzüne bakıyorum alttan. Ve soruyorum hazır yakaladığı mı düşünerek.  
“Bunu bana nasıl yaptın, fark etmeyeceğimi sana düşündürten ne oldu Ayaz? Söyler mısın?
Ayaz, bir anda elindeki kahveyi bıraktı ve yari şaşkın yarı merakla “Ne demek bu Miray, neden bahsediyorsun? “  Gülüşmelerimiz bu sefer karşılıklı değildi ve üzücü hic değildi, değişik bir mutluluk sezinliyorduk ıkimizde.  Elimle göstererek karşı apartmana işaret ediyordum, “o kadından bahsediyorum, Sanemden. Sana onu tanıyor musun dediğimde,  bana ‘hayır’ cevabını verdiğin o kadından. Ne zamandır tanıyorsun, ya da ne zamandır beni bilerek aldatıyorsun?  Hiçbirine şimdi cevap vermeni istemiyorum Ayaz. Hâlâ sırıtmandan inan seni de anlayabiliyorum.”
Yemek masasında karşılıklı oturuyoruz, bir sigara yaktım ondan cakmagini ödünç alarak. Üzgün değilim, üzgün olmamam onun bende yansıyan golgesinden olsa gerek. Beraberce karşıya bakıyoruz, onun özel adıyla Sanem'e. Oda bize görüyor eminiz ıkimizde. Üçümüzde en kaliteli kahkahalarımizi atmak istiyoruz ;ama bir olay bir düşünce bize engel oluyor. Ayaz eliyle yüzümü kendisine cevirmek istiyor ve “Ben hep sana aşıktım miray, lütfen inan!” dediğinde aniden kalkıp masadan tokati indiriyorum yüzüne ,ortalığı şenlendiriyorum.  Mutlu olduğuna eminim, ben mutluyum çünkü.

[Birinci Bölüm Sonu...]

Ibrahim Demiröz /Yara Sahibini Arar

Not-1 : Gerçek bir olaydan esinlenilmiştir. 









7 Kasım 2018 Çarşamba

Trende Edebiyat Sempozyumu Bildirisi

Metinbilim Enstitüsü Derneği'nin düzenlediği Uluslararası Edebiyatta Trende Edebiyat Sempozyumu'nun (12-14 Mayıs 2017 Turgutlu- İzmir) bildiri kitabı pek yakında çıkıyor.

Turgutlu (Manisa) garı, Tarihi Alsancak Garı (İzmir) ve Turgutlu - İzmir arası tren yolculuğunda gerçekleşen oturumlardan oluşan sempozyumumuza desteklerinden dolayı; Turgutlu Kaymakamlığı, Turgutlu Belediyesi, TCDD 3. Bölge Müdürlüğü'ne, bu kitabın hazırlanma aşamasında bizlere katkı sağlayan Mektebim Turgutlu Kampüsü ve Türk Edebiyatı Vakfı Yayınlarına ve uzun zamandır bu kitap için çalışan editörümüz Dr. Umut Düşüne çok teşekkür ediyoruz.

Bu arada, Uluslararası Edebiyatta Tren Trende Edebiyat Sempozyumu özgün bir Metinbilim Projesidir


12 Ekim 2014 Pazar

Sahafta dans eden tozlu mavi çerçeve …


  


Durup baktı sadece,kapı sesine. Durmakta gelmiyordu içinden, ne de olsa
yetişmesi gereken bir toplantı, bir buluşma veya bir davet olmalıydı.Koşusturan
insanlar, yoksa niye görmezdi o çerçeveyi. Diye gecirdi içinden.o yine de
durdu.bekletti her şeyi.Hayatında bir kahve molası zamanı vermesi gerekseydi;
sanırım yine bu anı seçerdi.Doğru yaptığına düşünerek, tedirgin bir şekilde içeri
addım attı.Şaşırmıştı bu girişken isteğine ve olan olmuştu.içerideydi
artık,sahaftan içeri girmesi farklı bir dünya hissi oluşturacağına hiç tahmin
etmemişti.çerçeveye yöneldi..onu çeken çerçeveyi odaklanmak bu kadar nasıl
çekici gelmişti kendisini bir türlü anlam veremedi. Bir sesin duvarda
yankılanmasıyla kendine gelmesi bir oldu..


- Konuşayan biri bıraktı onu…
- Yani neden bıraktığını söylemedi mi?
- Hayır söylemedi..
- Sizde sormadınız yani?
- Sordum tabi ki diyerek diretti sözlerini… dedim ya dilsizdi, bende öylece
bir köşeye bıraktım..seyretmekte her yeri..sessizce


Şöyle bir göz gezdirdi etrafı.hep önündeki kitaplardan başlardı etrafı seyretmeyi,
filmlerden öğrenmişti bunu da. İlk tecrübesi bunu öğütlüyordu her
zaman,gülümsemesi kaçan kadın sandalyesine oturarak önündeki bulmacanın
çözümlerini bakarak çözüyordu. Sanırım zor geldiğini düşünerek, düşünme
gereksinimi hissetti.
Çerçeve niye bırakılırdı ki bir sahafa. Yabancıya emanet edilecek kadar önemli
mi görüyordu orayı. Değerini bilen birinin çıkacağını düşündüğünden midir
buraya gelmesi. Bir türlü aklındaki soruları çözüm bulamıyordu, belki de
bulmak istemedi. Artık cıkması gerekti oradan, ne de olsa her insan gibi işleri
olmalıydı…

- ‘’iyi günler dilerim’’ diyerek, kadınla göz göze geldi
- Çerçeveyi alabilirsin evlat. Bunun için geldiğin anlaşışıyor.
- Nereden anladınız bunu? Diyerek atıldı hemen, suçunu inkar eden bir
çocuk gibi.
- ‘’Tuttuğun kitabı hiç açmamandan evlat’’ diyerek tebessüm etti.



Çok sevinmişti buna aldığı gibi teşekkür etmeden kapıdan çıkması ve
uzaklaşması bir oldu. İçinde bir koşma isteği belirdi anlamsızca, hiç anlam
veremedi buna, böyle olması bir vücut refleksinden öteye geçen bir şeye
benziyordu.koşmaya başladı, her hızlı adımında düşünceleri de koşuyordu
onunla, hiç de durmaya niyeti yoktu düşüncelerin ve kendisinin de.. aksam
olmak üzereydi hemen eve gitmeliydi yoksa annesi nerde kaldığını
açıklamak için yalan atmak zorunda hissedecekti. Koca bir vaktini bir eski
kitap sahafında geçirdiğini inanacak çok az kişi vardı hayatında. Bu
düşüncelerle çırpınırken eve gelmişti bile, ayagına taşa vurmasının etkisiyle
içinden küfür etmek geldiyse de kendini tumuştu.. ne de olsa bugün onun için
güzel geçmişti. Hızlı adımlarla merdivenleri nasıl cıktıgını bir türlü
anlamadan odasına geçti ve kendisini tozlu çerçeveyle göz göze buldu…
Sahibini bulmalıyım bu çerçevenin diyerek yatağına uzandı ve elindeki mavi
cerçeveyi sarılarak kitanın arasına, ayraç misali koyarak, uykuya daldı…


Devam edecek…

İbrahim Demiröz ‖ Sahafta dans eden tozlu mavi çerçeve


25 Temmuz 2014 Cuma

İki kişilik liste...

  


Neler yapılabilir ki, iki kişiyle? Tek başına anlamsız olup, toplu infial yaratacak düzeye bile çıkabilir aslında,beraber yapılacak her şey..Bakalım neler yapılabilirmiş...


konuştuğun kelime sayısı artar ilk başta,hoş sözcüklerin havada uçuşur..yürüdüğün adım sayısı her geçen saat gittikçe artar, eğer hoşuna gitmişse umrunda olmaz, kaçırdığın akşam yemeği..Karşına çıkan insanları farklı bakarsın,farklı tadarsın havayı..anlamsızca market kuyrukda beklemek..kuyruğun bitmemesini ümit etmek..yemek yemek..su içmek..müzik dinlemek..sohbet etmek,anlamsızca..hayal kurmak..hayat bulmak..dost olmak..kahvaltı yapma isteği duymak..kahvaltı hazırlama sorumluluğunu içinde dolu dolu hissetmek..soru işaretleri biriktirmek..sevdiği günü öğrenmek..sevdiği çiçeği mesela..pazara çıkmak,sıkılarak..çiçek almak..anlamlandırmak hoş kokulu çiçekleri..yazmak..sevmek..sevilmek..sevişmek..
deniz kenarında yürümek..yıldızları keşfetmek..keşfe katılmak gökyüzünde..yoldan gecen müsait olmayan kişileri izlemek..eleştirmek onları..rakip seçmek kendine..ömür biçmek ilişkiye..rahatsız bakışlar atmak..biraz kelimesini anlamlı kılmak..



Hediyeleşmek..izlenilen filmde ki karakter olmak..olabilmek..paylaşmak..uyumak..beraber uyanmak..temas kurmak..gülücük saçmak güneşe..yarışmak..işe gitmek,belki aynı işe..çocuk bakmak..çocuk büyütmek içinde..rakip takımı tutmak..inatla..renkleri tartışmak..anlamsızca koltuk rengi beğenmek..her yerde onu kıskanmak..fark ettirmek kıskandığını.. öğrenmek istemek onu..en yakın arkadaşlarının nikah şahidi olmak..düğüne gitmek..şahit olmak iki kişi her şeye..acıyı paylaşmak..mutlulugu paydalandırmak..şefkat duymak..sinir olmak..kızmak..belki yıpranmak..yıpratmak..anlaşılmak..antlaşma yapmak..elbiseleri arasında gömleğini aramak..ayakkabılarını yer bulamamak, koca bir dolapta..saç tokalarından destan yazmak..renkleri öğrenmek,ojeler sayesinde..ara renk kavramını öğrenmek..hatta öğretmek..



işte iki kişilik liste..ve bunları bir güne sığdırabilme çabası..ne mutlu..ne hoş..


İbrahim Demiröz// 25-07-2014

7 Temmuz 2014 Pazartesi

''Etki''

  



Kendimizi bilmeden dünyaya ayak basıyoruz aslında, farkında değiliz.Hiçbirimiz hemde...Ne ile kandırıldık da etkisi uzun sürdü doğumun..bir annenin acı cekmesini anlarımda; dünyaya geliş amacımız bize göre neydi?Herkes de bir cennet telaşı,yolu keşfetmek arzusu,meraklı bir bozkır aşkı tadında didinip durmak..mahrum kalmamak, bilinmeyen nimetler, verilen fetvalar, sıgındığımız geceler, su verdiğimiz goncalar etkiledi bizi..başka bir sebebi var; bizde gizli değil sadece..herkesle aynı zamanda dünyaya gelip; başlıyorsun yaşamaya, etrafına bakmayı da ihmal etmiyorsun hani..kendimize güvenemeyiz, yaşamayı da bilemeyiz bir türlü..gidilmesi gereken yol bekler seni,beni,bizi.. bu saatten sonra, hoşgeldin demek düşer bize,herkese..kendi kendimize..aşağıdan gelip yukarıları göç etmek isteriz..öğretidir bu.koynumuzda  sakladığımız hatıralar biriktirmeye başlarız, hoşumuza gitsin ya da gitmesin..
Sonra etkiler başlar..yavaş yavaş işler ruhumuza...

İlk tatdığın duygudur güven.zordur senin için, bebeklikte tanışman,saf sevginin ödülüydü önceleri..şimdilerde safların ödülü oldu da hadi neyse..bitmez etkiler.. gülmeyi,ağlamayı,sevmeyi,yıkmayı,yakmayı,yapmayı..çok koşup harap olmayı-hayal olmayı öğrenirsin..durursun uçsuz metruh bir binanın önünde, film şeridi tadında ki hayatını okursun..bir sigara bitimi zamanıdır düşüncede kalman sadece, etkisi o kadardır..fazla bekleyemessin,dünya küçük ve hiç bir yere sığamassın..başını alıp gidesin gelir, masum ellerin bile dikenlenmiştir artık..hancıyla tanışırsın hayatında..tanışınca anlarsın ne demek istediğimi,bunu da unutma..herkes kadar masumsundur, herkes kadar yalancısındır..doğrunun hükmünü vereceğin zamanlar olur.. kaldığını düşündüğün zamanlar olur, çabuk gecer ama; merak etme..Allah ile tanışırsın uzun bir yolculuktan sonra..kendin keşfedersin, keşfetmek istersin, seni yaradanı..

Bitmez o tatlar..dokunmalar kalmıştır geride..dokunulunca kanayan yaralar bir de..yanacağını bile bile ateşte uçuşan rüyaların gelir aklına..el tırnaklarında oluşan özlem sıkışmıştır..söndüremessin..söndürmek istemessin gizli ateşini..gücü öğrenirsin..dağ gibi yığılan etkilere inat; dağ olduğunu düşünürsün,kor alevden korkarken..kor alev olmuşsundur..farkına bile varmassın..aramaların mı bitiyor, sesin az çıkmaya mı başladı..yoksa duymalarında mı bu yavaşlık? Hay allah affetmeler başlıyordur senin için..ateş demek; af demek..ateş demek; yak demek.. ateş demek; yan demek..bunu da öğrenirsin,sessiz sedasız..yolculuklar uzundur, gidecegin yeri bilmiyorsan..yolcular uzak, kurak gönüller birer tuzak..ay şahittir başlayan etkilere..gün şahittir..bir de senin yanında ki melek..tanışırsın onunla..seversin de istemeden..bilmeden..yalancı şahitlik yapacaktır sana..olmasını istersin yanında,hayatında..sen de biliyorsun..gişede bekleyen kısa boylu kadın gibidir,yanındaki melek..görünüp kaybolması; hep seni rahatsız etse de elinden bir sey gelmez..sende kaybolursun..bir daha dönmemek üzere..yüzünde tebessüm..ilginç bir gülümseme vardır, dal budak çehreli yüzünde...ve etki biter...

Geride bıraktığın sadece üzeri çizdirilmiş, şekilli bir mermer..yazısı bile tam belli olmayacaktır belki..olmasında zaten..etkisi ne oldu ki dünya denen dönemecin;bunun etkisi olsa neye yarar..hayat izlerin, kalp tanesi yerindedir..hak senin için bir tanedir..kader seni aldatmamıştır bu sefer..yazmıştır sağına..ya da soluna..kim bilir? 

İbrahim Demiröz//07-07-2014

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Koku....




Koku nedir Tiryandafilya?

Duyulabilir mi mesela...

Ekmek kokusu,konuşabilir mi..özlenebilir mi kuru bir ayaz..sevgi kokusu,yağmur kokusu, aşk kokusu,hiç bitmeyen gül kokusu.Ya cümleler, koklanabilir mi? Dokunabilir mi bulmak zorunda olduğun mevsimi...küfredilebilir mi seni anımsattığı için yoldan gecen birine...Eski bir yapraktan öc alınabilir mi koklanarak..savaş mesela; sevilebilir mi,uğruna yapıldığı için..okunabilir mi yazarı ölümlü bir kitap..yenilebilir mi sevmediğin kereviz,dua edilebilir mi yokluğuna; soğuk gecelerle dans edilebilir mi; yüzünü düşünerek,üşüyerek...infazı verilir mi kelimelerin, seni anlatmadığı için..imkanı olabilir mi mesela...

Anne kokusuna denk gelen ne olabilir bu hayatta, kızarmış gökyüzü olabilir mi mesela; doğurmaya bekleyen sancılı gökyüzü, acı çekebilir mi?Koku,şehvetli olabilir mi, günahsız şekilde..hiç düşünmeden günaha girebilir misin mesela. cehennemi hissedebilir misin tenimde,yerimde..nedenini bilmeden nefesini tutar mısın?yedeklemediğin bir hayat ödünç verir misin yaşama,akşama..kıymetini nasıl bilirsin çöldeki incinin değerini; boynunun hınç eden ağırlığını,ödüllendirebilir misin..hiç düşünmeden?dagıtabilir misin yıllarca kurduğun düşlerini..hangi mübarek elleri itersin; kınalı hangi saç telini kopartabilirsin koklayarak..

sen değilmiydin cenneti mi dağlayan..ben değil miyim günaha bağlanan. güzel bir intikam koklaya bilir misin eşsiz bir kayıp resim tadında..perişan olmak ister misin mesela koklamadığın her an için.oyuncak kırar mısın mesela,hayatı oyuncak görebilir misin..cennetin ovalanmış sokaklarını mesken tutabilir misin..koyu eksik cennet de kokuyu ister misin, günahına ragmen.koklamayı, görmeye tercih ettiğin oldu mu mesela..her seye rağmen...


Ben vazgeçebirim ama..her şeyden, yapraktan,yapmaktan,koklamaktan..bahar için koku için her şeyden vazgeçilir..vazgeçebirim..görmelisin bunları..duymalısın..koklamalısın..her şeye rağmen okumalısın,dokunup sessizce oturup düşünmelisin Tiryandafilya...

     
                 İbrahim Demiröz//02-07-2014

Doğa ile iç içe

Mistik doğa havasını seviyorum. 😉