[Blog] etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
[Blog] etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2024 Pazartesi

Zaman izi

 




Cümle cümle böldüm zamanı. Durmayacağız, boşuna bekleme ıssız diyarlarda. Elbet elimde uzaydan görünen derece; hece usulü böldüm evet, gecedir gece.

   14 Ekim 2024

4 Şubat 2016 Perşembe

Kızıl Gölge



Gökyüzünü kızıla boyamak için güneşle yarışıyordun. Gece rengini kavuştu. Sen ise gölgeni.

04-02-2016 / 23:36


30 Ocak 2016 Cumartesi

İsim



Biri size değer verdiğinde isminizi telaffuz şekli  bile yoğun ve değerlidir. Bilirsiniz ki adınız onun agzinda güvende.


12 Ocak 2016 Salı

Belirsiz akis

Her seyi ozetleyebilirsin aslinda... Küçük bir duygu duraginda saniyenin yuzde biri kadar bekleyebilirsek/ bekleyebilseydik. Onceden yasanti dedigimiz sosyal sohbetlerden siyrilip, iç monologlarimiz vardi. Bizi anlayan sozsuz duygular. Yok oldu onlar. Simdiki dusunce yoksunluklari birer derin yariklar olusturmus durumda, aciz bir köprü devsirmek istiyor hayat, elinden geldigince de cabuk..

12 Ocak 2016 / 13:31

16 Aralık 2015 Çarşamba

FRAGMANLAR



Icimde tarif edilemez tutku birligi olustugunu hissediyorum. Bu ozel duyguyu erisebilmek icin bazen insanları feda ediyorum. Bunu neden yapiyorum anlayamiyorum. Sonuc ise mutluyum...

Biraz daha aciklama geregi hissediyorum yanlis anlasilmalara izin vermemek icin ... Bir insanin farkli duygulari istemsizce olmadan yasamasi taraftariyim. Aglamasini becerebiliyorsa eger ayni dakika icinde gulmeyi de becerebilmek zorunda olmali. Insanlar yasadiklari tum duygulari kendilerinin iyiligi icin oldugunu unutmamali. Yoksa ne onemi ve anlamı kalirdi ust duzey bir yasam alani belirlemenin??


Bir yetiskin bireyin el cirpmasi neden absurt kacar anlamis degilim. Ya da bir kadinin sigara icmesi. Ilginc ve hissiz. Aptalca seyler. Ele alinacak dogal ve dogaya uygun dusunmek insanların evrensel silsilesine bir ilmek atmak demek. Farkinda bile degiller yasadiklari hayatinin guzelliklerini. Bin varolus uzerine bir kere dogum yapinca mi kirlenir insanoglu. Vaftiz edilmis duygular her yer. Kacinilmaz tartismalar. Bitmeyen aksam önleri. Yakin duygular ama uzak gonuller, dile getiremeyecek kadar gizli sozler..

IBRAHIM DEMIROZ // FRAGMANLAR

15 Aralık 2015 Salı

ANLAMSAL EĞRİ VE YASAM UZERINE

Yazinsal hayatimizin en onemli ve ozel kusurlarindan biri olarak adlandirabilecegim kusurlu okuma tabiri uzerinde durmadan gecmek istemedim. Insanlik yasami boyunca hep bilgi arayisi içindi olagelmistir. Bunun esas sorumlulugunu üstlenmek yerine; kendi bilgi akisimiz icinde bir arayis, yonelim, ucsuz bucaksiz bir yol bulma telasi icine girmemiz de cabasi.


Basitlestirilmis bir kac tumce ile kanuyu aciklamak isterim ... Once 2 soru ile yonumuzu belirleyelim:

1) yasamimiz boyunca biriktirdiklerimiz neler olmustur?

2) kendimize karsi gercek ozne olabiliyor muyuz?

Ikinciden baslayalim...

Bir hayati yasarken etken dusuncelerimiz olmasina ragmen, edilgen bir davranis içine giriyorsak ya da girmek zorunda hissediyorsak oznelerarasi bir sikinti var demektir. Bu da ust yasam hakkimizi kendimizin bilerek ya da bilmeyerek gasp ettiğimiz anlamina gelmektedir. Bunun farkına varmamiz ise olgunluk olarak adlandırılabilecegimiz kemik yasiyla anlatma isine giriyoruz... Ancak nafile!!

Standart oznellik, tikellikten uzak ; kendi icinde donor bulabilegini inandığımız bir olgu meydana getirmekteyiz. Bunun ne derece dogru/ yanlis olduguna bakmaksizin kabullenmislik bir olcu olusturuyoruz.

Ilk soruya donmek gerekirse: ya biriktirdiklerimiz??

En ozel duygulari bir kumbaraya doldursak, yine de bu kadar ozel olabilir mi bilemicem ama. Insanlik tarihinde biriktirdiklerimiz bizi anlamli kilan tek olgu. Ne kadar bu davranışımizi freudsal bir yaklasimla ele alsalarda, cozumsuz bir sekilde cevap bu.. Uzgunum!

Akitilan kaplarda meydana gelen duygular yeri geldiginde firtina yaratmasinda uzerimize yok. Bu da ozel bir kabimizin olmasi gerektigini ve bunun icin de saf kalmanin huzursuz hafifligini bize yadsimak zorunda birakiyor.


Zengin olan da fakir olanda biriktiriyo insanoglu. Onemli olan bu biriktirilen duygulari ve kaliteli gecmis yasantilarini nerede/ ne zaman ve hangi kosulda kullanmamiz gerektigini biliyor olmamiz..

Her gerceklerin hayatinizda anlamli ve kalici olmasi dileklerimle..

   IBRAHIM DEMIROZ // ANLAMSAL EGRI VE YASAM UZERINE

9 Ocak 2015 Cuma

On Bin Nefes...

  


Hastane odasında yatmaktan öteye geçememesi onun için bir ızdıraptan başka bir şey değildi.Hareket etmeyi çalışması, kardesi sude' nin net yüz ifadesini takınmasıyla son bulmuştu. Sadece oğlunu görmek istemişti Handan.Başındaki doktorları görmenin yerini oğlunun sureti olması için neler vermezdi.Sudenin inatçı tavrı handanın çığlığıyla kırılmıştı:

- ''Çocuğumu gösterin bana! Yoksa burada ne olup bittiğini anlamadığımı mı sanıyorsunuz'' dedi.yatağından var gücüyle birlikte doğrulmak istedi.
Hastane odası gereğinden fazla soğuktu.Bu tamamen onun tenine vuran ayazdan  kaynaklı olmadığını oda biliyordu.Eylül ayının bu derece soğuk olduğunu el parmaklarına dokundurduğu kristal bardaktan anlayabiliyordu.Oda da kendinden başka iki yatak daha olmasına rağmen, yalnız yatıyor olmasına başta ilgiye yormuştu.Etrafındaki telaştan hiçte böyle olmadığını anlaşabiliyordu.

Handan' ın çocuğu olmuyordu.Yaşının 38 olduğunu hissettiğinde bazı gerçeklerle yüzleşmesi ve riskler alması gerektiğini o an anlamıştı.Yeni doğum yapmış lohusa kadınlarının ''Al Basması'' mitolojisine bile razıydı artık.Yeter ki çoc kızuğu olsun, nefesi nefesinde dans etsin, kurduğu muzip hayalleri bebeğiyle birlikte uygulamaktan başka bir şey düşünmüyordu.Allah da yıllardır yapılan duaları kabul etmiş; yıllardır rabbine olan sitemlerini duymuş, ona bir erkek bebeği vermişti.Mücadelesiyle birlikte hem de..Mücadele hiç de uzak olmayan bir terimdi Handan için.onun için kotarılmış bir hayat olarak görüyordu yaşamı.Farklı bir mücadeleydi onun yaptıkları, sadece kendinin duyup görebildiği.Bilmiyordu.Bilemezdi.Etrafındaki herkes nereye kaybolmuştu? hiç bir anlam veremiyordu bu olanları. Sevinmesine bile mücadele ruhu eklemişlerdi bu hayatta.odaya bir karanlık mı çökmüştü, neden hiç bir şey gözlerine temas etmiyordu. Farklı bir yerde değildi sanırım. Uyuyor muydu, rüya mıydı yoksa bunlar. Başka bir dünya da yaşıyordu da olanları mı göremiyordu. Anlam veremiyordu hiç bir seye.
- ''Çocuğu mu diyorum doktor bey''?! Hiç ses yoktu.Ölmüş olmalıdı.Sadece kendisinin yaşadığını sanıp hayaller mi kuruyordu kafasında.Bilemiyordu.Parmakları donmaya başlamıştı, bu sadece buz tutmuş kristal bir bardakla açıklanamazdı.Bu şekildee olması hiç de hoş değildi. sesine dair kuşkular belirmeye başlamıştı yavaş yavaş. Etrafta ağlayan bir ses duymayı ne çok istemişti şimdi.Hiç susmadan ağlayan bebekler.ahh!! İçini sızlatan ve dinginleştiren...

                                                                       *    *     *


[Derler ki Allah ( c.c) meleği aracılığıyla, birinin canını alırsa; insanlar meleği suçlayamazlarmış.Mutlaka, '' Takdir-i İlahi buymuş'' , ''Allah sevdiğini yanına alır'', ya da '' böyle gecelerde dışarı çıkmasaydı başına bu gelmezdi'' gibi düşüncelerle meleğinin sorumluluğunu azaltırmış...Adını Azrail koyduğu meleği Rabbi hep bir sıcak ve müzmin bakarmış.]

Alıştım artık, kimleri gördüm son nefeslerinde, canları nasıl da yanmakta.Annelerinden ayırdığım kaçıncı çocuk bu.Canım da yanmıyor artık.Benim görevim bu, insanlar beni pek sevmiyor, anlayamıyorum bunu.Hep uzak dururlar benden.yüzleri ekşir. İnsafsızdırlar.Elimden bir şey gelmez, ne yapabilirim.hiç ayrım yapmam; ta ki o çocuğa kadar.
Alamıyorum onun canını, nefes sayısı on bin sadece. Sayılı nefes dedikleri bu olsa gerek. Nasıl da geçmekte, nasıl gülmekte.Ama kimse bilmiyor.Geceler ilerliyor ve doktorlar bir mücadele içinde.Annesi ızdırap içinde ve göz yaşlarına baraj kurulmaz. görebiliyorum nasıl da akıyor öylece.bebeğini görmek güzel ya nefesi almamayı sağlayabilir mi acaba.Kendi nefesini veremez mi? Hiç düşünmeden hemde.Durduramıyor gözyaşlarını, hayat boyunca da durmamıştı zaten.Doktorlar bebeği yaşatma telaşı içinde.Elimden bir şey gelmez.Bekliyorum.Sayılı nefesinin bitmesine.Can veremiyorum yeni dünya hayatına, ne kadar ulaşılmaz olmam engellemekte bunca şeyi ne tuhaf!! Herkes telaşlı bir şekilde bebeği yaşatma telaşında, nafile bir çabadan ibaret.Gitmek istiyorum buradan,bırak almayayım dünya da sayılı nefesini.Kimler yaşamıyor ki, bu bebek de yaşamalı diyorum.İç çekerek bekliyorum sadece vakitin dolmasını.Annesi nasıl da bi habe herseyden. uyuyamamakta.Kızgın ve kırgın.Kime olduğunu da bilemiyor.Duymuyorum bana edilen duaları(!) duymasam daha iyi.Her şey bu dünyaya özgü anlıyorum,biliyorum ve sadece bekliyorum.
                                                       
                                                                *    *    *
Handan' ın en uzun geçirdiği gecelerden biri bu olmalıydı.Tamı tamına beş gün geçmişti.(bu da gecen yedi bin beş yüz nefes eder) Anlamsızca yatmaktan başka bir şey gelmiyordu handanın elinden.İlk önce odaya sude girmiş olmalıydı.Gözleri yumulu, hissedebiliyordu handan olanları. Etrafında filtreden geçirilmesi gereken sesler olduğunu düşündü bi an. Kulaklarına nüfuz eden kalın telli tümceler nasıl da ağırdı.Pek iyi hissedemiyordu kendini, o bilindik nakaratı tekrar ettiğinde.Sesindeki tınının yok olduğuna hayıflandı.
Kız kardeşi sudeye: '' Bebeğim nerede?'' sorusuna karşılık gelme olasılığı bu sefer çok fazlaydı.Yüzünde beliren tebessümde bunun göstergesiydi.Odaya göz gezdirdiğinde, kocası ve kardesi, sağ tarafında ve sağ elini tutmaktaydılar.Tam karsısında( pencerenın yanı oluyordu) doktor tebessüm edip hemen kesilmekteydi.Handan bunu nasıl ve neye yoracağını düşünürken, doktor söze karışma gereği duyup; ve şu sıralı cümleleri söyledi:
- ''Handan Hanım çok şanslısınız bunun farkındasınızdır umarım! Mücadele ruhunuzu hayran kalmak elde değil''. Bu sözü söylerken doktor ellerini nereye koyacağını göz gezdirmek kendine alamamış olup, ellerini gögüs kafesinde bağlamayı seçmiş, kendini rahatlamış hissetmişti.

Bebeğinizi ( oğlandı) göstereceğiz size, ancak onunla konuşmamanız gerekiyor dedi. Ne demek istediğini anlayamayan handan, kaşlarını çatarak olanları anlamaya çalışıyordu: '' Ne demek konuşamam diye cevap verdi''.
Doktor: '' Tıp da ki terimini açıklamaya çalışması muammaydı handan için. sanki kulakları duymuyor ve nefes almayı unutuyordu . Doktor: '' ciğerlerinin her nefes alıp verdiğinde zarar gördüğünü , çocugunun cok uzun yaşayamayacağını'' göz teması kurmadan aktarmıştı. gerekli açıklamaları yaptıktan sonra bebeğin getirilmesine isteyen doktor, gözlerini de kız kardesi olan sude ye dikip, yüzündeki rahatlama hissini bir an önce kendisinin de kavuşması için dua ediyordu.
Doktor tekrardan yineleme gereği duyarak: ''Söylediğim gibi handan hanım, kendinizi ve çocugunuzu pek yormayın, ve ne olursa olsun ağlamaması için dua edin. bunun ne anlama geldiğini...'' sözlerini tamamlamadan odadan cıkma gereksinimi duyup, hızlı adımlarla kapıya yönelerek uzaklaşıp gitmiş; o odaya bir daha dönmemişti.

Canının canı kucağındaydı şimdi.Nasıl dokunacağını bilmeden nefesini tutmuş, sadece izliyordu yıllardır beklediği bebeğini.Her tarafta neşe vardı şimdi, hiç kimse göremiyordu, sadece nefesleri değil; sanki tüm benliğiyle onun içine girmek istemekteydi.Odada gereksiz onlarca nefes alıp verme ritüelleri baş göstermişti, kendi sadece gülmekten başka bir şey yapası gelmiyordu.dokunmanın sıcaklığı tek taraflı olması hiç bu kadar mutlu etmemişti kendini.Platonik bir aşk anısı canlandı handan' ın gözünde. hayallerle birlikte yaşarken elleriyle bebeginin ellerini tutmayı ihmal etmiyordu.Gözyaşlarının içine akması kimsenin umrunda değildi, herkes oradaydı. bekliyorlardı.Gülüyordu sadece.Bebekten başka kimse göremiyordu olanları, bir de gideceği yerdeki güzellikleri anlatan melekler.Kabullenmişlik sezdi handan, herkeste bir razı oluş görünüyordu göz bebeklerinin içlerinde.gereksiz nefesler odaya hapsolmuş hesap soruluyordu şimdi.Alınacak nefes alınamıyordu.
Bir çığlık kapladı eylül sonbaharında, hastane odası aydınlandı mı yoksa karanlığa mı büründü, kimse bilemiyordu.göz bebeklerinden yaşlar durdurulamıyor, önlerine set çekilemiyordu.Handanın yattığı yerden güneş görünmez olmuş, bulutların yok olduğu görülebiliyordu. ''sanırım yol açıldı'' diye içinden geçirdi handan, gereksiz bir nefes daha aldıktan sonra.Hareket saati gelen bir tren sesi hastane odasına ele geçirmişti şimdi.Ezan sesi ne kadar hoş geliyordu ölüm anında.bebeğinin kalp atışları ve ağlaması hızlanmıştı, bir yere yetişme cabası içinde olduğunu düşündü bir an.nefesi bir saniye;  zaman ağır bir gökyüzüydü şimdi.Akrep ve yelkovan ant içmiş gibi.Gülücükler içinde kucağından alınıyordu şimdi en narin nefesi.Anne olmuştu işte. 

Gözlerini kapattı.Güneşin doğması istemedi bir daha.Trenin rayda ki uğultusu  hala duyulabiliyordu.On bin nefes verilmiş; kefaret ödenmişti.


                                                                                                   İBRAHİM DEMİRÖZ
                                                                                                       OCAK-2015



Fesleğen

Feslegen bahçesine döndürecegim balkonu mu. vaktimiydi