18 Nisan 2025 Cuma
11 Ekim 2024 Cuma
Satılık Kaleler
Bir gülüşün için verdiğim savaşın cephelerini düzenliyorum. Vadiye yerleşmiş insanlar etrafımızı satin almış.Mutlu bir nida yükseliyor içten fethedilen kalemizde. Ardı arkası kesilmeyen bir hayalet bağışladım sana, altında yalı capkini bir beyaz kadin; ancak bulabildim kanını.
11 Ekim 2024 / Satılık Kaleler
8 Aralık 2016 Perşembe
Yolcu...
Varacagim kentten önceki son duraktayim.Zamanda ara bir istasyon, üç farklı düşünce beni olduğum yerde bulanık bir halde dolaşmama sebeb oluyor. Gidebilir, gidip dönmeyebilir, ya da bunların hiçbirini düşünmeyebilirdim. Otobüsün kalkmasinin az kaldigini gecenin aniden ortaya çıkmasıyla anlayabildim. Yeni yetme muavinin enkaz niteliginde eşyaları yerleştirme telaşı gözlerime ilişiyordu. Bir an da ona doğru yaklaşarak heyecanla yaptığı işlerini bırakmasına sebeb olacak şu sözler çıktı ağzımdan:
"Otobüsün haraket etmesine daha var mi beyefendi?" sadık bir ses tonum olduğuna kanaat getiren muavin, elindekileri yere bırakarak dogruldu. Kolundaki saati bakmaktansa, duvarlarda; içeride kalabaliktan ziyan olmuş gürültülerin arasında ya da güneşin olmayan konumundan da faydalanarak...
" On dakika var hanimefendi, isterseniz yerinize gecin, sogukta beklemeyin." dedi.
Bu cevap karşısında ellerimin üşüdüğünü,zamanın az kaldığını- saatine bakmadan ne kadar vakit kaldigini inanmamıştım ayrica - heyecanimin hat safhaya çıktığını anladım. Masum bir tebessümle teşekkür ederek koltuğa, beni bekleyen odacagima ulaşmam gerektigini düşünüp ön kapidan hizlica on iki numarali yerime ulaşmış oldum... Yolcular pek yoktu,göz ucuyla etrafi taradim, arka bölümün yari dolu olduğunu düşündüm. Siyah Çanta mı, lila rengindeki şapkayı ve ele avuca sigmayan bordo flora mi yan koltuğa bıraktım. Icerinin loş ışığına ayak uydurup pencereden dışarı bakma cüretini gösterdim. Ellerimle gözle hissedilir ayrıntıları arttirmak için bugusu bulaşmış camı dört hamlede temizledim. Derin birkaç nefes alarak saçlarımı düzelttim. Saati bilmiyordum, tek bildigim kulaklarimda hala yankilanan on dakika kaldigiydi... Tekrar cantami kucagima alarak ne aradığımı bilmeyerek kurcalamaya başlamıştım. Bu sırada otobüs dolmaya basliyor, şoför bile ara ara istemsizce gözüküyordu. Önümde annesiyle yolculuk edeceğini düşündüğüm on iki yaslarinda bir kiz çocuğu arkaya bakiyor, tatli bir şekilde gülümsüyordu. Karsilik verdim, bu da çocukta daha fazla simarmaya sebeb olmuştu. Gözlerim muavini aradi, göremedi..
Çocukluğumdan beri ilk kez evime geri döndürülüyordum. Beni nasıl karsilayacaklarini merak ediyordum açıkçası. Giderken onlara sormamistim ve geri dönerken de onların haberi yine yoktu,olmuyordu da...
Belki de kimsecikler kalmamisti, ölmüş bile olabilirdi ailem. Yillardir ne ariyordum ne de araniyor. Sevinç çığlıklarımın en acısını yaşadığım o eve gitmek onlara " merhaba ben geldim?!" demek; ölmüşler ise sessiz bir çığlığa gömülmek istiyordum. Istedigimin hepsi buydu iste, zamanın tırpanını ensemde agir ve sicak bir sekilde hissediyordum. Havadaki nem bile afallamisti nereye akacagini bilemiyordu. Çocuk annesine sulu sevgi gosterilerinde bulunuyor, kadın aldirmiyor ve disariya tebessumler saciyordu.. Sisten ve bugudan hiçbir şey tam görünmüyordu, her şey yari ölü bir karanlıkta akıp gidiyordu. Ana,baba, çoluk çocuk kapılıp gitmişiz siyahın bir girdabına, kendi kalabalığımiza... Söz nerede başlıyor kim kimin belleginde yer/yar ediniyor hicbiri belli değildi. Varligimizdan habersiz yaşanıyordu sanki. Bu hep böyle mi devam edecek, günler yüreğimizde bir pençe gibi iz mi bırakacaktı. Birgün nerede/ nasil olduğumuz bilmedigimiz düşlerimiz, mucizelerimizin yazgılarına esir olmak zorunda miydi? Takvimin değerli (!) sayılarını aylara bölmeyi ne zaman birakacaktik, söyler misiniz? Yetmiyor... Sayilar bile bizi anlamayı yetmiyordu ışte. Kelimelerden medet ummak, onlari kifayetsiz bir an da bırakmak bizim suçumuz muydu yoksa? Kefareti ödenmeyen kaç duygu kalmıştı bellegimizde.. Hepsi buydu ışte, baska da bir şey değildi...
" Hanimefendi, hanimefendi..!"
Yüksek ve karanlık dolu bir sesle irkilmiştim. Gözlerimi, sabitledigim çocuktan ayırarak sesin yoluna takip ederek göremediğim muavine akıttım..
Bu sesin dokusunu daha önce duyduğumu hatırladım.
"Kalkıyoruz hanimefendi lütfen yerinize geçin, zamani geldi."
Ellerimin üşüdüğünü hissettim, bunun dışardaki soğuktan mi yoksa içerde el sürdüğüm camin bugusundan mi kaynaklandigini animsamaya calistim. Sesimdeki buğuyu temizleyerek, cömertçe:
"Beklediğim otobüsün bu olmadığını, yanlış bir yerde bulunduğumu " söyleyip ağır ağır kalabalığın karanlığında kayboldum.
İBRAHİM DEMİRÖZ// YOLCU
08 ARALIK 2016
16 Nisan 2016 Cumartesi
Geceye övgü
23 Şubat 2016 Salı
İlginç Tesadüf
Bugün eski sevgililerimden birinin nişanlısını gördüm. Bi kac saniye bakistik gectik. Insanlarin Neden modern, esnek, duru ve saydam bir şekilde yasayamadiklarina fark ettim. Düşman degiliz, ben onu baskasina; oda beni baskasina emanet etti. Hepsi bu.. Umarim olgunlasirsin beyefendi.
23-02-2016 / 19:21
3 Şubat 2016 Çarşamba
Su
Bir ağacın altında kendimi dinlemeye baslayali iki yıl oldu. Emniyet kemerimdi toy bir köknar yapraklari. Cikarip sipatulami gotik bir resim yaptim, tadi olgunlasmis mavi su yuzeyine.
03-02-2016 / 20:10
22 Ocak 2016 Cuma
Buğu
20 Ocak 2016 Çarşamba
17 Ocak 2016 Pazar
Bir masal dinletisi...
Her akşam bıraktığım yerde buluyorum seni. Elimi nereye atsam, hangi esya/ canli/ olgu' yu düşünsem ardindan sen çıkacakmış gibi oluyorum. Bir de sabah kalkarken yasadigin mahmurluk aklima gelmesi de cabasi... En iyisi sen biraktigim yerde durma, yasatman gereken duygularin beklememeli. Kimse bundan mahrum birakilmamali. Yasayan da " iyi ki hayatima girdin" deme lüksüne kavuşup, yoluna devam etmeli... Şükürler bile yetmezken sana; seni düşünmek/ hayal kurmak, kimin haddine?!
17-01-2016 / 23:30
-
mehmet emmi deli kiz sinin geliyor karanfiller karanfiller gonul dagi kar .... .... .... ?? ?? a aaa adana yonca Elfida bir kı...
