Son sürat deve dikeni topluyorum, fahiş bir rengin tırnaklarından...
11 - 03 - 2018/ 15:58
11 Mart 2018 Pazar
Cicek Guzellemesi
16 Şubat 2018 Cuma
16. izmir oyku gunleri ...[ 1. Gün 2. Oturum]
25 Şubat 2018 itibariyle...
İkinci oturumla devam edelim, Müge Iplikci ile devam edecegiz... Cok sempatik ve sicak kanli bir yazarmis, ilk defa temas ettim kendisiyle ve aceleci ayri zamanda, neyse... :)
Cemil Kavukcu malum onur konuguydu bu yil.. Ha keza bildiriler de bu yazarimiz/ oykucumuz temelli olmasi kadar verimli ve nitelikli olmasi beklenirdi, oyle de oldu..
"Hic sevmem "der cemil kavukcu, " ismarlama öyküyle isim olmaz." öyküyü nasil yazdigini anlatirken, alintilanir tabi ki moderetor Hidayet Karakus tarafindan... Ne guzel ve yapici bir cümle.
Müge Hanim diyor ki : " Aradiginiz anlamın altinda kaliyoruz, edebiyatin anlamıni aramakla ömür gecer mi?
Evet değer, hemde cok..."
"Hepimiz birer Don Kisot'uz."
devam eder muge hanim,, " kan bagim yok; ama o benim akrabam, o kişi Cemil Kavukcu'dur."
"Kuslarin bir kaderidir uçmak ya da kadersizligi, özgürlük de bu degil midir?.."
(cok sicak ve sempati kokan alkislar gelir.)☺ devam eder... " Civit mavisidir o adam, o adam odaya girince oda mavidir." 👋
"Abi, isligiyla yapan gözlerindeki nehrin denizlere yansimasi, evet."
Ahmet Buke' ye övgüler sunar...[davet eder kendisini arayarak çünkü] ( ki konusurum ve görürüm diye 4 kitabini getirmistim, imzalar diye... Maalesef gelmedi..)
"Birilerin daha iyi olmasi için cok uzaklara giderlerdi... Cemil Kavukcu'nun öykülerinde erkekler gelmek icin giderlerdi.." der iplikci.
Soru sorar bize Müge Hanim daha sonra, serttir o bu kez...
"Bi seylerin iyi olmasi için uzaklara mi gitmek gerekir?"
"Acik denizde giderken gemiyi tekrar insa etmek... " (Kavukcu öyküsüne gonderme yapar.) [Güler, guleriz, kitabi elimdedir.]
'deniz denize dayanabilenlerin isidir.' kitaptaki "Balik" adli öyküsünü anlatir yazar...( Gülüşmeler, heyecanlanir çünkü) 😅😀 [artarak kahkahalari döner]
Devam eder... "Kaderinizin tutsağı iseniz, kacis yoktur."
Rihtimda haraket edememe.. Caresizlik ve kötü bir kader. Gemicilerin dokusuna etkiler, der. ( burada hep babasi denizci olan bir kiz arkadas hayal etmisimdir yillardir, o gelir aklima sahil kenarinda..)
Ancak Cemil Kavukcu pradigmasinda ise baligi da denize birakiyorlar. Ogretiyi de unutmayarak hafizanin gücü, hatirlarsak rotasina gidebiliriz., o mesajı aldim öyküde diyerek gülümser.
Müge Hanim , Cemil Kavukcu'ya donerek sorar : "Ama neden erkek karakterler? Anlatisi kadin (alkislar👋👋) [ tatli bir gönderme, not ilerde lazim olacak bu gonderme aklinizda bulunsun, 😉)
Devam eder... "Çünkü giderken hep birlikte gidecegiz, bulursak kadin/ erkek olarak bulacagiz.. Hedef de rota da belli. ( Alkislar👍👋)
Böyle bitirir Müge İplikci konusmasini, cok cok da teşekkür ederim ben kendi adima, cok hos bir konusmaydi, cesur ve pozitif. En yakin zamanda sizinle temas etmek dileklerimle, bilginiz ve neseniz bol olsun.✈🎈
Jale Özata ile devam ederiz...
Mutlu pazarlar
Not : Bugün Sabahattin Ali'nin dogum günü... Iyi ki yazdin ve bizler de yasiyoruz bu dünyayı kafalarimizin içinde..🎈
16. öykü günleri/ 1. Gün
Herkes dolgun bir hayatın sahibi olmak ister,
Hiçbir hikaye seni bulmaz; siz hikayenize bakacaksınız. (M.Mungan)
Öykünün çıktığı ve ulaştığı yerde insan vardır.
Öykü, hic silinmeyen hayatın/ anın izini arar.
Bu alıntılarla baslamisti panel tam bir hafta önce. Durgun bir selin çıkıp gelmesine bekliyordu yüzlerce cift gözler. Etrafta kelimelerin huzuru, mutlulugu... Akil almaz gibi değildi. Ilk oturum Oğuz Atay üzerineydi. Ki Gazi universitesi prof. Ibrahim Şahin' e acayip hayran oldum, nasil olmayayım.
Şöyle ki ;
Bir parantez icinde dogum ve ölüm yılları. ( parantez ici yasanilan hayat,kapa parantez...)
Derin incinmisligin ve modernlesmenin deneysel temsilci oguz atay,, öyle baslar Ibrahim Sahin....
Ayrica yildiz ecevit ve handan inci'nin biyografik eserlerinde asil bir hikaye anlatilir buradan da takip edilir oguz atay.
"Her yazar kalıcı dil arar" Sahsi dil değil; edebiyat dili istiyor. Arar da arar... Oguz Atay'in kahramanlari susar.
"Oguz Atay oyun bozandir. Dil oyundur..."
Bosluk birakiyorum buralari, ben bir sürü not almisim icinden cikamiyorum karisik notlarimin, siz doldurunuz...
Necip Tosun : Oguz Atay ironidir... Der. Cok ilginc. Mektup bicimindeki anlatilari senfonik yapidadir diyerek devam eder, Ibrahim Sahin.
Satir aralarında gelismeleri çağırır...
Yuzleserek iyilesiriz, evet...
Hülya Soysekerci... Harika sunumu icin ayrica teşekkürler.
Unutmadan bildiri icin de Feyza Hepcilingirler' e de ayrica tesekkurler.
Kusura bakmayin, ayrintiya inmek istemedim, bilerek.
Nursel Duruel ile devam ederiz... ☝
12 Ekim 2017 Perşembe
Hasan Ali Toptaş/ 2017 [ 2. Bölüm]
İnsanlar üzerinde sevecen etki bırakmak her kişinin harcı değilmiş, bazen zor bile olsa anlamış oluyoruz. Sıradayız, saat tahmini 14: 22 civarı... Hengameler başlıyor; çünkü manisa da liseli, orta okul öğrencileri dolaşmaya başladı, "harika bir sey" dediginizi duyar gibiyim, "degil!" öyle değil ışte. Kitap bakmiyorlar, bildigin birbirlerini kovaliyorlar, kosuyorlar yani. Ne sandılar "fuara gidiyoruz gençler?!" deyince acaba?! Merak icerisindeyim.
Tam sirada 10 kişi civarı varken - ki yazar genellikle kisi başı iki buçuk dakika civarı ilgileniyor- etrafta bu olanları izlerken yanimda bir anda beliren bir lise öğretmenleri beliriyor. ( okul ismi vermek istemiyorum)Haydi buyur, aman allahım nasıl bir kültür?!? (Birazdan aşağıda. ... lisesi ogretmenleri - evet hemde. ... lisesi, saka degil- arasinda gecen amacindan sapmaya kadar varan konusmalardan alintilar yapilacaktir, ilanen duyurulur... "Peki bu kitap imzalatma güncesi olmayacak miydi? "Derseniz, "bende öyle umuyordum.." diyebilirim sadace.)
Şöyle bir diyolog gecer yaklaşık 10 kisi kalmışken kendi aralarinda ...
" hocalarim, ogrencileri getirelim imza sırasında yanimizda olsunlar fotograf cekilip okulumuza davet etmek istiyorum yazari, itiraz edecek gibi olursa sizde bastirin gençler, tamam mi, anlaştık mi? Bu okulumuzun duyulması için çok hoş, evladim, alooo sana diyorum... Ooooo.... Sende fotoğraf çek gazetemize koyarız. Hocam diger ogrenciler nerde allasen, az kaldı millet nereye kaciyor anlamiyorum ki?! ( nereye kacsinlar, insallah yerin dibine girmislerdir de hezeyan içinde kalirsin😅)
Ben normalde yazara odaklanip o anki ruh halimi yasamak istiyorum, dolu dolu sırada sohbet etmek, karşılıklı fikir beyan etmek, gel gor ki... Etrafimda - en azından arkamda- böyle bir sok ile karsilasiyorum. Yadirgamiyorum kesinlikle, belki doğru olan bu bilemem. Ama o yazar sizin için gelmedi, keske o kadar istekli olsanda sen cagirsaydin, okuluna? Diyesim gelse de beyefendiligimi bozmadim ( en azından dışından bozmadim, icim cosuyor, kendimi zor tutuyorum 😇) ancak o konuşmayı da susturmak istedim; çünkü konsantre olamiyordum yazara. Elimde yazarın malum kitabi var. Açtım ilk sayfasına ilk oyku; Balkon... Çok konusan beyefendiye ( sanirim müdür yrd olsa gerek; ya da degildir bilemiyorum... Çok konuştuğu icin müdür yrd. İtham ettim de...) okudunuz mu kitabi? " evet hocam harika, muhteşem!" diyor, "anlıyorum, balkon öyküsünü biliyorsunuz o zaman. Malum yazar balkonda oturan karakterin ağzıyla başladığı öyküsüne, yoldaki bir torenin içine bizi de dahil ederek ve hic farkına varamadigimiz bir zaman dilimi içine bırakıyor, kimimiz fark ediyor bu durumu sisli bir cümle arasında kimisi ise finalde yazarın durtmesi ile uyaniyor. Su an da olduğu gibi... Bizler sizin hocayı kapma telasinizdan sıyrılıp kendi içsel dünyamıza ulaşmaya calisiyoruz, sizlerde masallah icsel dunyanizdan sıyrılıp gercek amacsal dunyaniza... Hangisi doğru sizce?! Evet balkon bunu anlatıyor, simdi yazara bakıp daha iyi anlıyoruz sanırım. Değil mi cocuklar?!?" şükür cevap veremiyor ve ımza sırasına kadar susuyor, biraz yarı gönlünü alır vaziyette : "Bin Hüzünlü Haz" kitabinin kalmadığını söylüyorum, heyecanlaniyor, gidip standa bakiyor ve " evet kalmamis, gerçekten" deyip "Heba" adlı kitaptan bahsediyor, seviniyorum ve evet şimdi 'oldu odak noktasına ulastirdigima sevindim bende ... Şimdi konusabilirz diyerek elinde bulunan "Golgesizler" kitabı görüyorum. İlk baskısı hem de... Adam Yayinlarindan çıkan ve Semih Gümüş' ün yazar üzerindeki ve ilk kitaplarindaki etkisinden bahsediyorum, o heyecanlı anlardaki elinden tutusundan, cevap vermiyor, ön tarafta ki hukukçu bir arkadaş ve izmirdeki imza etkinligine katılan bir hanimefendi de eklentime eklenti ekliyor ( evet istedigim ortam oluşuyor, cocuklar rahat 😉) sıraya bakiyorum 4 ya da 5 kisi kalmış.( yani 12 dakika) Birakiyoruz sohbeti, en azından ben birakiyorum. Odaklaniyorum, rahatım... Yazarimi rahat gorebilegim bir sekil aliyorum, kahvesi geliyor yaninda su... Masanin sol alt tarafına birakiyorlar, duzeltmek istiyorum; çünkü görmüyor. Ara vermek istemiyor, kahvesi soguyor 4 dakika daha gecti( icilmez artık, tuhh) onumdeki hanımlar kitaplarını imzalatiyor fotograflarini cekiliyorlar, ( fotograf cekilirken gulmeyi unutmuyor yazar - izmirde oyle degildi de - )eliyle gözlük camını düzeltiyor ( Universiteden A. Kolbasi hocamiz gibi 😅) hanimlar gülerek uzaklaşıyor... Mutlular...
Sıra bende... Errafdaki tüm sesleri geçici olarak duymuyorum - istesemde duyamam- üç adim atarak sag capraz karsisindan, sağına yaklasiyorum ( yarı masanin yaninda)
-Manisa' ya hosgeldiniz efendim." diyorum önünde biraz eğilerek... Yazarimiz da: " asıl siz hosgeldiniz, hepiniz." diyor... Kitabi masaya birakiyorum, onun imzalayacağı sayfayı kendisinin açmasını istiyorum, dokunmasini... Yaratımını..( aklım kahvesinde... "kahveniz soğudu.." demek geciyor içimden, diyemiyorum)
Dört buçuk dakikalık leziz ve hoş sohbetimiz başlıyor...
[ 2. Bölümün Sonu...]
11 Ekim 2017 Çarşamba
Hasan Ali Toptas Imza Günü/ 2017
Harika espri ve iltifatlariniz için çok teşekkür ederim. 😀😍😉✌
Sevecen ve güleryüzlü dokunuslarınız için de ayrıca teşekkürler.☕✒
Bölüm 1...
Aslında ikinci imza gününe katılısim, -ilki kasım 2016 izmirde ve 4 saate yakın bir ayakta beklemenin ilk mutluluğu ve yorgunluğu ile temas etmiştik okuyucusu olarak Sn. Topbaş ile,- ikincisi daha bir olguncaydi en azından. Yetişkin birey sohbeti yapmak isteyip de kalabalık ve hizdan dolayı yapamayacağımı biliyordum, ona göre de önceden sorularımi hazirlamistim. Sirada çok beklememek için saat 11 gibi alana ulaştım ve imza alanını sordum, bilmediklerini söylediler ve sasirdim, icimden: " insan yazara biraz önem verip ona göre hazırlık yapar." diye gecirerek, imzalatacagim kitabi aldim.( Ölü Zaman Gezginleri) sonra alanda bulunan diğer kitaplara bakarken, yazarın: " bin hüzünlü haz" kitabının olmadığına fark ettim, aradığım kitabın ismine ayak uydurarak bin hüzünlü haz'a kapıldım. ( sevindim bittigine çünkü; ya herkes bitirmiş ya da kimse okuyamamis ) kitabı alıp çay kahve içerken ; imza saatinin 20 dakika öncesi kapıda gözüktü. Birkaç kişi dışında pek tanıyan olmasa da yanına gidip hocalarla " hosgeldiniz " dileklerimizi ilettik;a ncak tedirgin olmasına sebeb olmuş olacağız ki direk üst kata çıktı,yaninda ki temsilci arkadaslarla beraber ( bizde yol yorgunu oldugunu ve dinlenmesi gerektigini düşündük) içeri girdik ve yavas yavas kalabalik oluşmaya basladi ve bizim öğretmen grubuda 17. Sirada olmanın zevkiyle onun masasına geçişini ve dolma kalemi ( iki dolma kalemi var) yavas yavas ve dengeli imzalamasını izlemeye başladık - en azından ben öyle yaptım- sırayla, nazikce konusarak, imza öncesi yüzüne tebessüm etmekten asla geri durmayarak ( ve ayrıca sırayı da umursamayarak) ortama sosyal bir neşe katıyordu... Ta ki ımza sırası biraz biraz yaklaşıp ses ve duygu cagildamalarinin coskunlugunu yasayana kadar.... :) [ 1. Bölüm Sonu...] :))
18 Eylül 2017 Pazartesi
Üç Olgunlaşmış Karaktere Bir Nüans
Mızrak ucuyla yazılmış şiir yolluyorum koynuna
Aç...
Silahşörler etrafımızda birer kuş sürüsü
Kaç...
Sığındım oyuklarına,
Bekletme...
Vahiy geldi, duymuyor musun?
Saç...
Bu saatde gönüllerde ilişkiler yontuluyor
Seversin ingiliz birasını sen, sömürge alışkanlıklarını
Sokaklar boş değil; biri bekliyor durmadan Loksandra
Günahkar bir dua gönderiyorum ara ara
Içim titriyor Tiryandafilya duyar da sarar bedenimizi diye
Kıyamet kopacak amenna,
Ya tek kişinin kıy(a)meti ne olacak Beatrice.
Aç siyah bir defter sayfası bize, belleğimiz içinde
Saç yapraklarını,
Kaç ahmaklarını
Kabul ediyorum, bunu görmek için yaşıyorum.
Düştü düşlerim Beatrice'in avcundan bakışlarına
Üçünüz de bir masa etrafındasınız yakarışlarımla
Havva şahit.
Adem oyun peşinde, güzel lahit.
Mayhoş edici karanlıkta bakışıyoruz hepimiz
Tanrı şahit, güzel ahit.
İlk konuşan cehennem kapısını açacak içimize.
Kulağın çınlıyor mu?
Israfil' in tiye alınan boru sesi bu
Budanmamis ağaçtan bir masa bırakın bize
Ruhumuz bu masaya çıkan yollarla dolu
Herkes şimdi sussun,
Geçici süreyle tanrıyı unutuyoruz.
Meryem doğuracak,
Alkışlıyoruz...
IBRAHIM DEMIROZ / Üç Olgunlaşmış Karaktere Bir Nuans
17 Eylül 2017 Pazar
12 Ağustos 2017 Cumartesi
Arş- ı Endam
Arş bir anlam ifade etmiyor Beatrice olmayınca
Dolu dolu yağmur taneleri var icimde çağır biat edeyim
Hangi gülücük tozu yamadi karanlık ruhunu söyle?
Bir yerlerde yıldızlar kayboluyor etraf aydınlık, töz
Sızladı kaburgalarim bu gece mavi duygu içimde
İllegal öpüşmelerde aradım kanayan hüznün dibimde
Safakta bir yangın patlak verdi gormeliydin etrafı boğan kızıllıgı
O an hatırladım seni beatrice saçların rengini çalmıştı tanrı
Iteliyorum seni kavuşturmak tek derdim, anlamıyorsun.
Bilmek ile bilmemek arasında kalıp içeri alıyorsun
Çiğ bir ayet dönüyor dudaklarinda bunu iyi anlıyorsun.
Çoban yıldızı altında caz dinlemek isterdim seninle
Apoleti sökülmüş subaydan bozma insan olarak düşledin beni hep
Bu da yetmezmiş gibi düşleri mi çaldırttım bilerek
Beatrice sakın tanrı çingene ruhlu olmasın?
Cevabını gözlerinden aldım konuşma. Yok olmayasın
Baskına ne zaman geleyim hangi gece müsaitsin?
Çünkü ben daha çok sevdim saçlarını ülkedeki tüm aşklardan
Bir ondan kıskanmadım seni inan bir o yaradan.
IBRAHIM DEMIROZ/ 12 AĞUSTOS 2017
18 Mayıs 2017 Perşembe
HERKESLEŞMENIN Asil Hiçliği.
Senin kaç boğumlu bir ismin var? Böyle seviyorsak birbirimizi hikayemiz budur. Ağzının sol köşesine masum bir heykel,antlasmamiz bu yönde sakın unutma - sanki bilmiyoruz - bu savaş içinde savaş doksan dokuz ismin olsa bizi aradı. Gözlerimiz bizi bizden aldı gitti; ancak yine de bileklerime yazdım seni, mi soracaktik nefes alırken başka hiçbir şey/ bizler aslında iyi yalanlar soyleriz kimseye yıkıntılar arasından dogduk, aman! Kalsin kıyılar, çocuk gülümsemesi kaçmış içine, öldü. Ve igreniyorum senden! Çiçekler gecelerle altından çok sular geçti, biliyorum köprüler yıkıldı ;gelir harabe içinde uyanmak kırk ayagim deyimlendi hayatta/ kalıcı olamayacaksin yoksa, durup akmazdı sabah peydah olur farazi ağlamayı bilmeyen gözlerin arkasına gizlendik. Gerisi fasa fiso, fazla konuşma! Hiç konuşma... Alfabemizi seviyorum sadece iki harf ilgilendiyor bizi kulaklarımızın yamacina anlam aradık her zaman, dalgalar burada kürekler müzik notalarinda sakli, üzerimizde...Akıntıya mi kürek çekiyoruz Tiryandafilya? Biliyoruz sözlerimizi. İki harfli bol heceli alfabemizden, coğrafi dizelerimiz yürüyor bir yerlere, s... bil, umarım yetistiremessin sözlerini bu yakadan da peşinden düşüyor. Müzik tiz bir tonda, karanlık bildik kacilacak bir yer kalmadığında ayna çıkar karşımıza artık. Yargılanırken hep hile yapmışsınız . seversin, tüm klişeler hata yapmazmis, devrik olmayan bir tanrıyla karşılaşmak için güzel sözdür, dogrulmusuz. Kemikleri mi hisset. Segirtiyorum yanına anlamsız şekilde balık yaratmaya çalıştığımda uyarıyor beni akıcı bir dil geçiyor ara ara senin bilmediğin öyküm ün ihtiyacı olmasa gelir miyim sanıyorsun yanına, ne münasebet! Seni sevmek zaten yarı tanrılaşma sayılır. Kelimeleri akşama kadar beklemekten ve dönmekten özledim sanırım başka bir açıklama bulamıyorum ufukları başka, güneşi başka hayatlar nerden (ma) bilegimde dondurdugum kanımı akı t yer üç ayrı düşte üç ayrı hayat yaşıyorum. Bağımsızlık, hiç olmadı şu aralar yaşadıklarımız. Şiir seviyorsun.Romeo ilkellikleri diye bir deyim yerleşti oyuklari okşuyor, dokunuyor narlı okyanusuma ne yazar adımı bilmedikten sonra emin ve mağrur olabilirsin hisset atışları soyleme bu sırrımızi. Sus. Hep. Her daim. Birbirimizin olup sevmesini, kime ne? Ben suya karışmak istiyorum sen ise karanlığa istemedik biz. İstemeyiz. Gözlerimiz bizi, sizi kayıklariniz. İnsanız hepimiz size kıldı altında üstünde yeni dünya doğdu. Evet, sırtını seviyorum asil gelmiştir ince düşler ara ara kürek çekmeyi unutma. Gül. Hep. Balık ol. Baliklas. Hemen! Ara ara duraksadigini duyuyor; geceler seninle sevisiyor, herkes güzel şarkıda birbirine denk gelmiyor. Sana tam anılarımiz. Bazen konusursun tarif edilmez fark Tiryandafilya... Afilli bir hayat olsana! Fragmani düşmüş bir film şaşkınlığı var, söyler misin? - biliyorum cevabini - be bizden baska ne beklenir ki.. Hayatta tanım/terim, cümle ara bosluklarimda -aramamiza gerek kalmadan ilisiveriyor - karşı yakaya. Hemde hiç. Biliriz. Uslaniriz durduk yere zerre güven duymam hayatın sol şeridine geçmeyi. Biliriz hep.
Yetişebilmek ne mümkün(!) akıcı bir karanlık eşlik ederken yürüyor. Sırtüstü ve korkuyla ne kadar cümlelik hayat varsa içinden dua mı duy. Benisevme. Anla bilislerimizi, ne ruhsuz insanlar çevreledi hayatlarımızi. Yoksa girdiğim günahları hatırlamıyorum, dikkate deger bile oluyorum gökyüzünde/ içten doruk bir gülümsemesi ni seviyorum. Gizli kahramanim o benim ikinci bir sen, bu stabil duygularimin kırıntılarına efsun karıyorum.-bunları onu da bilmiyorum - rakamlara olan ilgimi bilirsin hic sevmem/nahos, sen karanlık düşlere gizlenmiş şiirleri. An meselesi yordamı hakim düşüncelere, yapilacak hikaye her taraf/ etraf, isimleri de unut- yüzüne alıştıra alıştıra bağır icimden dışıma...
IBRAHIM DEMIROZ / HERKESLEŞMENIN ASİL HİÇLİGİ
18/ 05 / 2017
13 Mayıs 2017 Cumartesi
Mayis yazi çalışması...
Merhabalar herkese...
Bu gece mayis ayi icin hazirladigim taslak metin üzerinde calismistim. Sabaha karsi ortaya cikan metinler sırasıyla... Mektup, öykü, deneme/anlati, şiir, fragman olunca, ben de bunlari disiplinler arasi bir teknik,yeni ve pek kullanilmaktan korkulan yaklasimlardan biri olan Cut- Up tekniğini bu yazıda denemeye karar verdim.
Yazinin çoğu tamamlandi sayilir. Sadece kelimelerin duygu dengesini elimden geldigince bozmamaya calisiyorum.
Başlık da " Herkeslesmenin Asil Hiçliği" olacak gibi duruyor...
Ben ise dün başlayan ve 3 gün sürecek olan "Trende Edebiyat, edebiyatta tren sempozyumun da olacağım.Doyurucu bildiriler cikabiliyor, - ki dünkü son oturum cok verimliydi- çıktı da...
Hepinize keyifli bir hafta sonu dilerim. 💜💬
1 Mayıs 2017 Pazartesi
YerAlti Edebiyati / Sorusturma [2017]
Merhabalar herkese... 2015 yilindan itibaren baslattigim edebiyat sorusturmalarin 4. Konusu : YerAlti Edebiyati... Yaklasik iki ay bu konu üzerinde sizin belki pek bilmedigi iz, okumak istemediginiz, dikkatinizi cekmeyen ya da vakit ayiramayip okuyup izleyemedigiz/izlediginiz paylasimlar vereceğim. 6 yildir beslendigim bir damar kolu sayılır. Zaten bilmeyenler internetten on arastirma yaparak gerekli bilgi ve dokümanları gorecektir.
"Yan Edebiyat" diyorum ben bu edebiyat türüne. Genellikle herkesin bu konuda sicak fikirleri olmadigini biliyorum. Ancak izmire gidince isler degisiyor emin olabilirsiniz. Benim edebiyat düşünce bellegimde % 30 gibi bir yer kaplar. Doyurucu olduğunu düşündüğüm bir alan. Meraklısı varsa tabi...
Benim Yeralti edebiyatiyla bulusmam bir öykü ile oldu. Sanirim Edgar Allen Poe öyküsü olmali diye ümit ediyorum. O öyküyü bir türlü bulamadım. Şöyleydi konusu : iki insan, bir at bir yukseklikte uyaniyorlar. Sisli bir hava... Ne asagisi görünüyor ne de yukarsi... Ucurumda olabilir ya da yere yakin bir yer de... Hicbir sey bilinmiyor... Ortalarindan yukardan asagiya gecen bir ip... Asagi gitme dusuncesi ve yukari cikma fikri... Ya da kalip beklemek. Kurtulus hangisinde ... Bu oykuyle tanistim (ama hala bulamadim o öyküyü..) YerAlti Edebiyatiyla...
Konusuruz daha. Dedigim gibi 45 gun surdurecegimi düşündüğüm bir konu...
Mutlu Haftalar... 1 Mayis işçi Bayrami da kutlu olsun. (evet ozellikle bu güne sectim bu konu icin. Anlamli olan bir günde baslanmaliydi)
IBRAHIM.
💭💬💜✌🆓
12 Nisan 2017 Çarşamba
Mayıs yazısı için bir taslak metin...
İBRAHİMDEMİRÖZ
12/04/2017
31 Mart 2017 Cuma
23 Mart 2017 Perşembe
Hüzün Kokusu
Yeni Şiirden açık iki mısra alıntısı...
...
Düşen inci bileklerini topla toprak ruhundan
Her yol geçmiyor inan bu cepheden, huduttan
23 MART 2017 // HÜZÜN KOKUSU
11 Mart 2017 Cumartesi
Dostlar/ Dostluklar
En iyi dostluklar/arkadaşlıklar aynı yoksunluk eksikliginin birlikteliğinden ortaya çıkar; ancak kimse eksikliğini karşı tarafa belirtmek/bildirmek/sezdirmek/gün yüzüne çıkarmak istemez,isteyemez... Dolayısıyla da birliktelikler istenilen düzeyde kalıcı hale bir türlü gelemez.
11-03-2017 / 16:40
Mutlu Hafta Sonlari Dilerim. 💜💬
26 Şubat 2017 Pazar
8 Şubat 2017 Çarşamba
Hapis
Bir karın ağrısı yaşıyorum ismin i halinde
Nasıl oluyor bilmiyorum; kimseciklere soramiyorum
Cezaevleri kapanmış kepenkler
Evet, işler canlandı, bir sürü gölge.
Mis bir ahenk
Her aşk insan kapanıymış, anladım...
Bardak kirli, dükkanın camı gökyüzünde
Mahkemelerde idrak ettim; Belleğimin izlerinde
Çalmayan beste
Unutulan nota..
Yüzünle karşılaştım yere kapandığımda...
Durgun nehrime sektirilen bir tas olmuştun
Aksam güneşi titresmisti Sicak bir mart sabahinda
Meteorlar yağdı o gün,
Kahkahalar esir aldı beni,
Bu sebeble tanımıştım seni.
Amacım servetine el koymakti, acimasizca biriktirdim.
Yetmedi!
Alışık olmadığın bir yol(a)ittim.
Yetmedi..!
Birkaç zaman sonraydı, anımsıyorum
Alfabeyi sundun önüme, sözcükleri ciltledim.
IBRAHİM DEMİROZ / 08-02-2017
8 Aralık 2016 Perşembe
Yolcu...
Varacagim kentten önceki son duraktayim.Zamanda ara bir istasyon, üç farklı düşünce beni olduğum yerde bulanık bir halde dolaşmama sebeb oluyor. Gidebilir, gidip dönmeyebilir, ya da bunların hiçbirini düşünmeyebilirdim. Otobüsün kalkmasinin az kaldigini gecenin aniden ortaya çıkmasıyla anlayabildim. Yeni yetme muavinin enkaz niteliginde eşyaları yerleştirme telaşı gözlerime ilişiyordu. Bir an da ona doğru yaklaşarak heyecanla yaptığı işlerini bırakmasına sebeb olacak şu sözler çıktı ağzımdan:
"Otobüsün haraket etmesine daha var mi beyefendi?" sadık bir ses tonum olduğuna kanaat getiren muavin, elindekileri yere bırakarak dogruldu. Kolundaki saati bakmaktansa, duvarlarda; içeride kalabaliktan ziyan olmuş gürültülerin arasında ya da güneşin olmayan konumundan da faydalanarak...
" On dakika var hanimefendi, isterseniz yerinize gecin, sogukta beklemeyin." dedi.
Bu cevap karşısında ellerimin üşüdüğünü,zamanın az kaldığını- saatine bakmadan ne kadar vakit kaldigini inanmamıştım ayrica - heyecanimin hat safhaya çıktığını anladım. Masum bir tebessümle teşekkür ederek koltuğa, beni bekleyen odacagima ulaşmam gerektigini düşünüp ön kapidan hizlica on iki numarali yerime ulaşmış oldum... Yolcular pek yoktu,göz ucuyla etrafi taradim, arka bölümün yari dolu olduğunu düşündüm. Siyah Çanta mı, lila rengindeki şapkayı ve ele avuca sigmayan bordo flora mi yan koltuğa bıraktım. Icerinin loş ışığına ayak uydurup pencereden dışarı bakma cüretini gösterdim. Ellerimle gözle hissedilir ayrıntıları arttirmak için bugusu bulaşmış camı dört hamlede temizledim. Derin birkaç nefes alarak saçlarımı düzelttim. Saati bilmiyordum, tek bildigim kulaklarimda hala yankilanan on dakika kaldigiydi... Tekrar cantami kucagima alarak ne aradığımı bilmeyerek kurcalamaya başlamıştım. Bu sırada otobüs dolmaya basliyor, şoför bile ara ara istemsizce gözüküyordu. Önümde annesiyle yolculuk edeceğini düşündüğüm on iki yaslarinda bir kiz çocuğu arkaya bakiyor, tatli bir şekilde gülümsüyordu. Karsilik verdim, bu da çocukta daha fazla simarmaya sebeb olmuştu. Gözlerim muavini aradi, göremedi..
Çocukluğumdan beri ilk kez evime geri döndürülüyordum. Beni nasıl karsilayacaklarini merak ediyordum açıkçası. Giderken onlara sormamistim ve geri dönerken de onların haberi yine yoktu,olmuyordu da...
Belki de kimsecikler kalmamisti, ölmüş bile olabilirdi ailem. Yillardir ne ariyordum ne de araniyor. Sevinç çığlıklarımın en acısını yaşadığım o eve gitmek onlara " merhaba ben geldim?!" demek; ölmüşler ise sessiz bir çığlığa gömülmek istiyordum. Istedigimin hepsi buydu iste, zamanın tırpanını ensemde agir ve sicak bir sekilde hissediyordum. Havadaki nem bile afallamisti nereye akacagini bilemiyordu. Çocuk annesine sulu sevgi gosterilerinde bulunuyor, kadın aldirmiyor ve disariya tebessumler saciyordu.. Sisten ve bugudan hiçbir şey tam görünmüyordu, her şey yari ölü bir karanlıkta akıp gidiyordu. Ana,baba, çoluk çocuk kapılıp gitmişiz siyahın bir girdabına, kendi kalabalığımiza... Söz nerede başlıyor kim kimin belleginde yer/yar ediniyor hicbiri belli değildi. Varligimizdan habersiz yaşanıyordu sanki. Bu hep böyle mi devam edecek, günler yüreğimizde bir pençe gibi iz mi bırakacaktı. Birgün nerede/ nasil olduğumuz bilmedigimiz düşlerimiz, mucizelerimizin yazgılarına esir olmak zorunda miydi? Takvimin değerli (!) sayılarını aylara bölmeyi ne zaman birakacaktik, söyler misiniz? Yetmiyor... Sayilar bile bizi anlamayı yetmiyordu ışte. Kelimelerden medet ummak, onlari kifayetsiz bir an da bırakmak bizim suçumuz muydu yoksa? Kefareti ödenmeyen kaç duygu kalmıştı bellegimizde.. Hepsi buydu ışte, baska da bir şey değildi...
" Hanimefendi, hanimefendi..!"
Yüksek ve karanlık dolu bir sesle irkilmiştim. Gözlerimi, sabitledigim çocuktan ayırarak sesin yoluna takip ederek göremediğim muavine akıttım..
Bu sesin dokusunu daha önce duyduğumu hatırladım.
"Kalkıyoruz hanimefendi lütfen yerinize geçin, zamani geldi."
Ellerimin üşüdüğünü hissettim, bunun dışardaki soğuktan mi yoksa içerde el sürdüğüm camin bugusundan mi kaynaklandigini animsamaya calistim. Sesimdeki buğuyu temizleyerek, cömertçe:
"Beklediğim otobüsün bu olmadığını, yanlış bir yerde bulunduğumu " söyleyip ağır ağır kalabalığın karanlığında kayboldum.
İBRAHİM DEMİRÖZ// YOLCU
08 ARALIK 2016
9 Kasım 2016 Çarşamba
Yokluğun diyorum, ya ulu yokluğun olmasaydi, ne yapardim Tiryandafilya?
Ellerin diyorum-- hopp baska yerdesin Tiryandafilya.
Tebessüm ediyorum--, konu bilinmeyen denizde dalgalaniyor sayen(m)de.
Oturuyoruz sonra, sessizlik eslik ediyor durusuna, bakiyorum arkama haydi baska konu. buyur diyorum, başladın Tiryandafilya. Pencerenin yanina kalkip uzaklasiyorum aksam önüne karsilamak icin arkamdan bir fisilti yöneliyor kulagima, ayraci atilmis bir kitap gözüme ilişiyor ; uzanmak istememle "dokunma!!" nidasini hissetmem bir oluyor. Kutsal kitaptan asirdigim bir söz ediyorum, savuruyorsun küfrünü . Gülüyorum ....
Gözün gozlerimi yaliyor acele, kosup yanina segirtiyorum belki yumusarsin diye, buz gibi bahcede atili kalmis ve yazin gelmesini ozleme niyetiyle bekleyen tabure gibi islaniyorum evin icinde ve yaninda tiryandafilya.
" seni hic böyle gormedim, kendinde misin?" diyorum.
"Evet, kendimdeyim. Buda mi sorun?" diyerek cikisiyorsun.
Aliyorum tüyleri yolunmus bir bardak, birani tazeliyorum ve beklenen gülümseme yanasiyor yanaklarina. Bu ulasilmaz durumundan cesaret alip biraz daha koyuyorum ve yine beklenen son, elinin/bileginin gücü yettigi noktaya kadar firlatiyorsun bardağı. Bense icimden: " başladı,durmaz artik" diyorum. Megerse icimden degil de disimdan diyormusum bir tokat da ben yiyorum...
Dedigim gibi seni hic böyle görmemiştim. İğrenç makyajini anlam vermeye calisiyorum ve yüzüne bakarak yarim gülümsüyorum, birde bu yetmezmis gibi kiyafetinin irite edici oldugunu söylüyorum, kasiniyorum tiryandafilya. Benden aldigin yarim gulumsemeyi simdi sen takiniyorsun, ne demek istedigini anlamamazliktan geliyorum. Biliyorum hic heyecan ve haz duymuyorsun, cantani alip kapıyı vurarak cikiyorsun disari. Patt!! Kal dememi bekliyorsan; üzgünüm, çünkü bunu istiyorum. Hala kufurlerini duyabiliyorum makamli sekilde. Arkandan " mahalleli duyacak yavas, baslatma küfürünü, sende!!" diyorum. Az once yanastigim pencereyi daha ozguvenli yaklasiyorum. Gidisini, salinisini, elini ayaklarini hakim olamamani görünce bir kahkaha patlatiyorum ve tabi ki de bir yumruk cama. Camın rengi kirmiziymis onu anliyorum..
Megersem herseyimiz aceleymis tiryandafilya, sevmemiz, sovmemiz, gelip gitmelerimiz, igrenc makyajin bile acelece yapilmisti, boyle avunarak eseliyorum seni. "Sürtük" kelimesini arkandan yetistiriyorum
Kandirilmis gecelerde define arar gibi mutlu oluyorum bu sekilde,halbuki gozlerim dolmus olmaliydi bu saatlerde, kendime gelemeden bir de arkandan " haspa" iltifatimi özür mahiyetinde yolluyorum sana.
Iyi geceler dileyerek uzaniyorum yatagima; uykumda başlıyorum yoklugunu tatmaya.
IBRAHIM DEMIROZ / 09 KASIM 2016
17 Ekim 2016 Pazartesi
11 Ekim 2016 Salı
Yangin Yagmurlari
Kizil gökyüzünden boşalan yağmur tanelerini hissedebiliyordu efsun. Kuş seslerini ozleyecegini aklinin ucundan bile gecirmemisti. Ruzgarin hızını yetisememenin mümkün olmadigini anladiginda kendini haki renkli bir kafenin icerisinde bulmuştu. Ulu gökyüzü sanki önünde diz çökmüştü. Sessizlik ne fena bir seydi, hemen yani basinda duran koltuğa atti kendini, sabirsizlikla. Atmasiyla kendi sesini isitme curetiyle kahve siparisi vermesi bir olmuştu.
Bu zamana kadar var olmak istedigi bir yerde olamadigini fark etti. Siparisini beklerken aklindan binlerce kelime avazi ciktigi kadar bağırmalarini duymak istemiyorcasina onlarla ilgilenmedi. Ancak kahvesini getiren kadinla yüz yüze gelmesi gecikmedi.
- kahveniz hanimefendi?!
- "Teşekkürler, ne cabuksunuz "diyerek anlamsiz birkac sozcuk bırakmıştı agzindan.
-" yagmurun kesilmesini firsat vermek istemedim siparisinizi getirirken, böyle ogretmisti anneannem, calistigin yerde kahvenin ulasma denklemini es gecmemem gerektiğini söylemişti. Afiyet olsun" diyerek uzaklasmisti masadan... Efsun' a konusma firsati vermeden hizlica diger masayla ilgilenmeye baslamisti bile.
Efsun,bütün hayallerini yetismeye calisiyordu. Geceyi yirtarcasina gelen bu sozleri telefonunun calmasi bozmuştu. Arayan Ekin' di. Tartismalarinin üzerinden yalnizca birkac saat geçmiş olmasina ragmen kizginligi cok sicakti, hissedebiliyordu. Eliyle telefonu masanin öte tarafina itip kahvesinden bir yudum aldi. Sicakligi hissetmesiyle gozlerinden soguk yagmur tanelerini birakmasi bir olmuştu. Bes dakika öncesine dönmek istiyor; yapamiyor, çığlık atma teşebbüsü ise yan masadakilerin engeline takılıyordu. Neyse ki arama kesilmisti, sakinlesip etrafini göz gezdirdiginde kirmizi ve eflatun rengiyle bezenmis iki erkegin olayi anlama bakislarini daha da anlamli hale getirmek için telefonunu biraz daha öteye itti.
Hicbir zaman bir iyilik perisi olmak gibi niyeti olmamıştı, istemiyordu da... Zeki biri ise zaten olamamisti. Ancak sezgilerini guvenirdi, bir seyleri görmeden algılayabiliyor, insanlara karsi gerektiginde yalan söylemekten çekinmezdi. Bunlar ne kadar hassas ve savruk yalanlar olsa da ne kendi canini, ne de baskasinin canini yakacak düzeyde degildi. Uzun lafin kisasi bunlari hic hak etmemisti.. Ekin'i düşündü, onun hissettiklerini, hissetmesi gerekenleri hissetti. Ekinin sözlerini tahmin etmek hic zor olmuyordu efsun icin, ancak aklinin hicbir odacigina ekinin sozlerinin yerlesmedigini/ yerlestiremedigini fark etti. Sol ellerile saclarini arkaya savurarak boynunun ortaya cikmasini sağlamıştı. Artik hissedilebilir hale geldigini düşündü..
Diger eline telefonunu alıp ekin' e mesaj atmak istedi, istemsizce bir kac kelime yazdi, duygusu mesaja gecmedi; ancak mesaj ekine geçmişti...Ani bir hareketle pencereyi acip firlatti telefonu, yagmurun altinda koşan üç cocuk sevinçle sahiplendi, yolda segirten daginik kelimeler icinde kalan telefona.
Efsun ise çoktan kahvesini alip yan masada üçüncü bir renk olmuştu...
IBRAHIM DEMIROZ / YANGİN YAGMURLARI
Yazarken dinlediğim müzik:
https://youtu.be/OOHbnYreXkE
5 Eylül 2016 Pazartesi
Eylül-2
Bir mevsim başlangıcından daha farklidir eylül. Tasmanin anlamini yeniden duzenledigin aydan ötesi bir durumdur. Eldekini ikiye bölüp tam cikarma cabasidir bu ulu ay.
"Yureginin götürdüğü yere git" sözü bu zamanda söylenmediyse eger, yazik olmustur. Hem söze hem de mevsime. Bakmanin berraklastigi, renklerin sabit kaldigini görür gibisin. Tanri ruhunu üfleyerek seni yaratti kabul; sarabi kirmizi rengini vermek kimin haddine o zaman. Birak renk bulsun zamani, belki bagrinda maviyi sakliyordu da sen karar vermissin rengin suretini.
Eyluldur insani maviyi hatirlatan ulu orta zamanlarda. Tanrinin yarattigi çamuru renk vermeye calistigin an giz bozuluyor, dokunacagi renk cümbüşü kalmiyor/ yok oluyordu.
Eyluldur, insanlari sira sira dizme telasina giren. Buldugu her firtinayi eslestirme bu ayda.
Nefesin üzerinde nefesi, camurun yuceliginde arama. Eylül ortasi sonbaharın sahlanis zamanidir. Yetisebildigin yere kadar yaklas,sakla bu ayda.
05-09-2016
16 Nisan 2016 Cumartesi
Geceye övgü
23 Şubat 2016 Salı
İlginç Tesadüf
Bugün eski sevgililerimden birinin nişanlısını gördüm. Bi kac saniye bakistik gectik. Insanlarin Neden modern, esnek, duru ve saydam bir şekilde yasayamadiklarina fark ettim. Düşman degiliz, ben onu baskasina; oda beni baskasina emanet etti. Hepsi bu.. Umarim olgunlasirsin beyefendi.
23-02-2016 / 19:21
22 Şubat 2016 Pazartesi
18 Şubat 2016 Perşembe
Buluşma
Ele avuca sığmayan bir tanrı olusturdum kapı önünde. İçeri girmenin yasak olduğu kör bir sabaha ulasmama ramak kalmıştı
18- 02- 2016 / 23:00
Gizli Rüya
Seni damarlarimdan arındırmak içindi tüm çabalarim...Bir de rüyalarımda rahat uyumaktı.
18-02-2016 / 14:20
4 Şubat 2016 Perşembe
Kivrak ruhlar
Kızıl Gölge
3 Şubat 2016 Çarşamba
Su
Bir ağacın altında kendimi dinlemeye baslayali iki yıl oldu. Emniyet kemerimdi toy bir köknar yapraklari. Cikarip sipatulami gotik bir resim yaptim, tadi olgunlasmis mavi su yuzeyine.
03-02-2016 / 20:10
30 Ocak 2016 Cumartesi
İsim
26 Ocak 2016 Salı
Eşlik
Yanimdan kalkip yerine doğru akustik bir hizda geçerken gozlerim eşlik etmişti sana, yerini bulup oturuncaya kadar... Sonrasi malum..
26-01-2016 / 21:36
24 Ocak 2016 Pazar
AF...
Sac tellerinle bir köprü yapmistim gözlerinden gözlerine geçmek için... Bir de sırtını tanriya hediye sunup, bağışlanmak istemiştim.
24-01-2016 / 22: 20
22 Ocak 2016 Cuma
Buğu
20 Ocak 2016 Çarşamba
18 Ocak 2016 Pazartesi
Kibar bir antlaşma
Ahitlesmek yeterli gelir miydi, lüks bir sigara dumani altinda? Düşler, bir ankara sabahi kadar sade; geceden kalma yarı dolu bir kalp gibi ritimsizdi .
18-01-2016 / 22: 01
İstanbul
Sehirler, insanlara yakışır mi pek bilenmez; ama bazı insanlar bu özel şehirlere çok güzel yakışır.. İstanbul mesela. "Istanbul gibi kokmak" deyimi bu güne kadar dile gelmemişse eğer, sırf rengine bürünebilecegi biriyle karsilasma olasılığı düşük olduğunu bildiği, onunla karsilasinca da alelacele tepki vermenin toyluguna düşmemek içindir.
18-01-2016 / 16:59
17 Ocak 2016 Pazar
Bir masal dinletisi...
Her akşam bıraktığım yerde buluyorum seni. Elimi nereye atsam, hangi esya/ canli/ olgu' yu düşünsem ardindan sen çıkacakmış gibi oluyorum. Bir de sabah kalkarken yasadigin mahmurluk aklima gelmesi de cabasi... En iyisi sen biraktigim yerde durma, yasatman gereken duygularin beklememeli. Kimse bundan mahrum birakilmamali. Yasayan da " iyi ki hayatima girdin" deme lüksüne kavuşup, yoluna devam etmeli... Şükürler bile yetmezken sana; seni düşünmek/ hayal kurmak, kimin haddine?!
17-01-2016 / 23:30
Ses
İlmek ilmek sevgi akan parmak uçlarında yasiyordum; bir de duymayı alıştığım kaygan ses tellerinde
17-01-2016 / 23:23
16 Ocak 2016 Cumartesi
Renk bulmacasi
Ressam, tuvalini sakin bir renk karıştırdı.Resmin Hayalleri zihninde caba sarf ediyor; bir türlü yap-boz eskizi içindi eksik kalan kehribar rengini bulamiyor/ariyor/özlüyordu.
16-01-2016 / 20:03
Nefes aralığında bir yasam
Nefesin, Sadik bir bakış aralığı içine gizlenmiş duruluk kadar çetin; umursamaz gölge ruhlu sevgi gibi acimasizdi...
16-01-2016 // 15:48
Anarşist gülümseme
İyiliğin emrettiği anarşist duygular tanıyorum. Bir de yasayan ölümsüz gülümsemeler.
16-01-2016 / 14:45
3 emir
Tanrinin ulasamadigi her insana dokunmak isterdim, bir de termometre bulundurmak tabi.. Görüp etkilenmeden yasamak ne aci!
16-01-2016 / 10:00
13 Ocak 2016 Çarşamba
Gölgeler/Suretler
13-01-2016 // 23:45
Eski defterde yeni sayfa
13-01-2016 / / 23:30
12 Ocak 2016 Salı
Derin Siyahta Kurgu...
Siyah bir perdenin gölgesinden bakip ilerleyebilmeli insanoğlu. Zihinler böyle ıssız gecelerde kafalarinin arkasindaki çöplüğe doğru sürükler de anlayamassin düşüncelerin hangi çekmece altlarinda gizli oldugunu. Pencereyi kapatinca kalbini de kapattigini zannedersin, insan sevgisinin sadece soyutlamaya düşündüğü vakitler saklidir, perde arkasina yaslanmis karanlikta ve ayisigi girmeyen kalp cekmecelerinde...
12-01-2016 / / 23:23
Düş salincagi
12-01-2016 / / 21:00
Tapinak
Iki renk
12 ocak 2016...
-
mehmet emmi deli kiz sinin geliyor karanfiller karanfiller gonul dagi kar .... .... .... ?? ?? a aaa adana yonca Elfida bir kı...