27 Ekim 2020 Salı

3 Kadin; 2 Mekan; 1 Ben.

 


Yine cüretkar bir kalıba giriyorum, 

girmekle kalmıyor; doğuyorum bedenine

içine...

akşamdan kalma bir ışık uyandırıyor bizi

Beatrice,

Loksandra?

Tiryandafilya!

dört rüya gibiyiz, ama değiliz. 

sessizce izliyor gözlerimiz, biliniz!

tabandan teresa kadar evlerimiz

saten geceliklerde gövdeniz,

işte bak ,

şimdi de

gümüş masada teniniz...

[27/ Ekim/ 2020]




30 Temmuz 2020 Perşembe

23 Mart 2020 Pazartesi

Yara Sahibini Arar [ Öykü]

 Yeni öykümle tekrar karşınızdayım...750-770 kelimelik öykümün 15:00 itibariyle 450 kelimesini bitirdim . Şimdi karakterlerimin  serinlemesine izin verme  zamanı.

https://youtu.be/FCOzD0ZbQWs


450/460 Kelimelik birinci bölüm aşağıda 👇


Derin bir akşam önüydü, sessizliğin binlerce tonuna inat, kazancı bol bir gece olacağına adı gibi emindi Miray. Güçlü birkaç nefes almak kendine gelmesi için yeterli enerjiyi  bir nebze olsun yükseltmesine sağlamıştı.  Ya da öyle hissetmek istiyordu ve bu duygu ağır basması için elinden geleni ardına koymayacaktı. Ayaz ise hala duş alıyordu, çıkmasını istemiyor cunku bu sürecin nasıl gideceğine dair  hiçbir fikri yoktu. Aslında iyi de olmuştu, bundan sonraki hayatına başlamak için güzel bir basamak olarak bile kullanabilirdi. Ancak şu an hiç iyi hissetmiyordu kendine... Bazı gerçeklerin yüzündeki yansımasına merak ettiği için aynaya baktı bir an da.Çok utanıyordu kendinden, nedenini bildiği halde bu sürece girmek onu değiştirecek miydi? 

“Ayna karşısında bu kadar vakit geçirdiğini ilk defa görüyorum Miray" evet bu onun ses tonuydu, Ayaz’ın.Naif değil hayır, en azından bu saatten sonra değil. Tebessümünü aynadan görebiliyorum , hala çekici ve kışkırtıcı. Böyle mi kanmıştım kocama? Herkesi ve onu böyle mi kandırmıştı?  Öğrenmeliydim.Hicbir gerekçe göstermeden Ayaz ve diğerlerini öğrenmeliydim . Tebessümü hala yanaklarimda ve benden cevap bekliyor dakikalardır. “Evet canim ayna karşısında  vakit geçirdiğim an diyebiliriz.” Yüzünü nasıl da yere çevirdi,  utangaç... “Seninle konuşmak istiyorum ayaz, giyinirsen sevinirim...Ve lütfen cevap ve soru sorma hakkıni sonraya sakla... Bekliyorum seni...” 
İrem’in dediklerine düşünüyorum, “bunu yapabilirsin sana inanıyorum” sözleri kulaklarımda çınlıyor.  En çok da yüzünün alacağı hale merak ettiğim için bu konuşmayı yapacagim. Aslinda bir o kadar da komik geliyor, biraz kendime gelince. Hayat bu, nelerle karşılaşacağımıza kim bilebilir,  kim dengeleyebilir duygularımızı. Neyse hazırım,  kıyafetimi bile hala kocama göre hazırlıyorum baksana. Beyazlar içinde kirlenmiş sorular biriktiriyorum .  
- Kahve koymamı ister misin, miray sana diyorum duymuyor musun? 
+aaa, geldin mi hiç fark etmedim.
-Kahve diyorum, ister misin?Konuşma boyunca iceriz ne dersin, seversin sen.
+Sen kendine koy ayaz, su an içmeyi düşünmüyorum . 

Yanina yaklaşıyorum mutfakta, sırtımı dayadım ve yüzüne bakıyorum alttan. Ve soruyorum hazır yakaladığı mı düşünerek.  
“Bunu bana nasıl yaptın, fark etmeyeceğimi sana düşündürten ne oldu Ayaz? Söyler mısın?
Ayaz, bir anda elindeki kahveyi bıraktı ve yari şaşkın yarı merakla “Ne demek bu Miray, neden bahsediyorsun? “  Gülüşmelerimiz bu sefer karşılıklı değildi ve üzücü hic değildi, değişik bir mutluluk sezinliyorduk ıkimizde.  Elimle göstererek karşı apartmana işaret ediyordum, “o kadından bahsediyorum, Sanemden. Sana onu tanıyor musun dediğimde,  bana ‘hayır’ cevabını verdiğin o kadından. Ne zamandır tanıyorsun, ya da ne zamandır beni bilerek aldatıyorsun?  Hiçbirine şimdi cevap vermeni istemiyorum Ayaz. Hâlâ sırıtmandan inan seni de anlayabiliyorum.”
Yemek masasında karşılıklı oturuyoruz, bir sigara yaktım ondan cakmagini ödünç alarak. Üzgün değilim, üzgün olmamam onun bende yansıyan golgesinden olsa gerek. Beraberce karşıya bakıyoruz, onun özel adıyla Sanem'e. Oda bize görüyor eminiz ıkimizde. Üçümüzde en kaliteli kahkahalarımizi atmak istiyoruz ;ama bir olay bir düşünce bize engel oluyor. Ayaz eliyle yüzümü kendisine cevirmek istiyor ve “Ben hep sana aşıktım miray, lütfen inan!” dediğinde aniden kalkıp masadan tokati indiriyorum yüzüne ,ortalığı şenlendiriyorum.  Mutlu olduğuna eminim, ben mutluyum çünkü.

[Birinci Bölüm Sonu...]

Ibrahim Demiröz /Yara Sahibini Arar

Not-1 : Gerçek bir olaydan esinlenilmiştir. 









18 Mart 2020 Çarşamba

Yerinde Sorular


Yüksek Seçici bir kurul tarafından yargılanmak istiyorum. Ancak o zaman güzel ve cevaplanmaya değer sorularla karşılaşabilecegime umuyorum

18 Mart 2020/ 19:41

17 Mart 2020 Salı

Güzel Yolculuk



Güçlü bir mertebedir; kalbine yaptığım her yolculuk.

17 Mart 2020 / 22:40

21 Kasım 2019 Perşembe

Huzur ve Kaçamak Mekanim...

Küçüklüğümden beri insanlardan uzaklaşmak istediğim zaman geldiğim mekan. Çok kitap ve müzik dinledim. Hâlâ da giderim. 😊

7 Kasım 2018 Çarşamba

Trende Edebiyat Sempozyumu Bildirisi

Metinbilim Enstitüsü Derneği'nin düzenlediği Uluslararası Edebiyatta Trende Edebiyat Sempozyumu'nun (12-14 Mayıs 2017 Turgutlu- İzmir) bildiri kitabı pek yakında çıkıyor.

Turgutlu (Manisa) garı, Tarihi Alsancak Garı (İzmir) ve Turgutlu - İzmir arası tren yolculuğunda gerçekleşen oturumlardan oluşan sempozyumumuza desteklerinden dolayı; Turgutlu Kaymakamlığı, Turgutlu Belediyesi, TCDD 3. Bölge Müdürlüğü'ne, bu kitabın hazırlanma aşamasında bizlere katkı sağlayan Mektebim Turgutlu Kampüsü ve Türk Edebiyatı Vakfı Yayınlarına ve uzun zamandır bu kitap için çalışan editörümüz Dr. Umut Düşüne çok teşekkür ediyoruz.

Bu arada, Uluslararası Edebiyatta Tren Trende Edebiyat Sempozyumu özgün bir Metinbilim Projesidir


21 Ağustos 2018 Salı

GunDüş Dökümü



Normal bir aşkın ürünü değil bu!
Yakın zamanda bir yıldız döndü kapimdan
Yüreğinden yüreğine bir yol bekliyor
Hemde ikinci elden satılık

Şehirler arası bir yolculuk düşlüyorum yanında
Kapısı açık bekliyor ; unutmayi koşan ışık düşmesi

Deş, düşlerini ...
Seç , gülüşlerini...
Sev,bölüslerimi ...

Alimi ve zalimi sende gördüm ve alıştım biliyor musun?
Alıştım ,kitap bakislarindan suzulmeyi içine
Alıştım, gelse olanlar, bilirim rüzgarını
Alıştım , bilmediğim karanlıklarıni ...
Yaristim , aliskanliklarinla;

Katliamının 13. Günü ... Kutlu olsun!
Parmak izini buldular uzerimde , yeryeksan her yer
Biri keşfe cikmami emretti, onun için burdayım. Yanlış anlama!

Bir parçadan ne kadar farklı anlam cogaliyorsa , o kadar cogaliyorum.
Gün yerinde durmuyor; içine cagliyorum..

Yazarken dinlediğim parca...



GunDüş Dökümü / 21 Ağustos 2018


 https://youtu.be/niwlkUjlNyo 


30 Haziran 2018 Cumartesi

Kutsal Yazitlar



Şiir yazitlarim ne tür bir sis ortasında  kalmış
Ruhumuzu satacağız yönlerini şaşırmış iki kaplumbağa ' ya.
Icimdeki tüm yollarını açtım ; insan ne çok sey bekliyor
Dışarda hep at izleri, öp yularini - gözleri çiçek pasajı
Yine kaburgam yuva yapıyor süryani topraklarında
Zihinsel bir goc yaşıyorum; topraklarından topraklarına
Kulaklarımda anlatilmayi bekleyen sessiz öyküler
Satırlar , köşe başı akıl hastanelerinde tebessum içinde
Ejderha yumurtası verdiler geçenlerde , sever misim?
İnandım .
Yağmur yağacak kulaklarımıza gör bak nasil dinliyor kapkalin gökyüzü
Nuh tufanı halt etmiş , sevginin şiddeti karşısında
Bu sitemlerim sana değil Tiryandafilya
Bellegimin derelerinde yikaniyorsun gecenin kör vaktinde
Bilirim...Bin yaşına girmiş rüyalar da yaşamayı istiyorsun
Karmaşık sirnasmalar biriktiriyorsun
Çıplak kent fotoğrafları çekelim, giyinik insanlar arasından
İtiraf etme seklimiz ne kadar da birbirine benziyor Tiryandafilya?
Sen şiir okuyup; bense yazarak yapıyoruz bu ulu eylemi
"İtiraf etmek bir intihardir." dediğinde gözlerin
Sana dönerek : " Ben seni Meryemlestiriyorum." demistim
Tekelciler kapanmak zorunda kalıyor hepsi bizim yüzümüzden
Geçen mevsimden kalma sözlerin , yaprakların o güzden
Gri düşüncelerimle bir dedektif takip ediyorum
Sus, sakin duymasin duymasin yeni düşünceler ürettiğini
Şiir yazitlarim gözüküyor artık;
            Yüzünün sözlüğünden tek tek
                                         Türettiğimi 

30 Haziran 2018 / Kutsal Yazitlar

Yazarken dinledim parça 👇


 https://youtu.be/eFLuiO0n264 


26 Haziran 2018 Salı

Meyve'nin Düşşel Yorumu

 



Hangi ağaçtan geldiğin o kadar önemli ki; Viktoria Dönemini bile çaresiz bırakabilyordun...

26/06/2018  --- 15:31

17 Haziran 2018 Pazar

Büyüme Agrısı

Sahi, atilan her tastan sonra ogrenmek zorunda miydik..? Iki ile ikinin bes ettigi buyume zamanlarindaydik anlasilan.

17 Haziran 2018 / 10:55



29 Mayıs 2018 Salı

Kiyi Bekcisi




Yamalı bir günden sonra kavustuk
Lakin seslenmeyin bana
Damarlarından hissettigim, gözlerinden bir dua
Köşe sana çok yakın inan
Hakaret ediyorum kelimelerine
Hayal et diyorum,
Hayalet.

Ayaklarını her zaman sevsem bile
beni çignemen bir oya?
Sevişmeler cok uzadı sevgilim,
Zevki sancıya boya

29 Mayis 2018/

13 Mayıs 2018 Pazar

Yabani Kalp



Ne demek kalbim, kömür kokulu ve dikenli tellerle cevrili,, yeraltinda yesertiyorum siyahın bin bir tonunu

13 Mayis 2018/ 13: 52


4 Mayıs 2018 Cuma

Taş Meclisi



Hangi hamlenin doyuruculucuk dereceni arttırdığına rakibin ic bükey düzlemdeki zamani belirler

04 Mayis 2018/ 08:04


28 Nisan 2018 Cumartesi

6 Nisan 2018 Cuma

4 Nisan 2018 Çarşamba

Bekleme Salonu

Kararları önceden belirlenmis bir duruşma ayarlıyorum bize. Kalem/kağıdı bizim getirmemiz soylendi. Duvarlarda "itiraz etmiyorum!" nidaları yankilaniyor,, kanıt no: 04 sunuluyor jüriye.


04 Nisan 2018/ 09: 09


Gökyüzü Sohbetleri



Aynı rengi içiyoruz kana kana. Neyi, nerede ve kimde bulacağımızı bildiğimizden olsa gerek bu kışkırtıcı duruşlar

4 Nisan 2018/ 09:00


1 Nisan 2018 Pazar

Müthiş Önyargılar



Bizim şu ucu bucağı görünmeyen tutkulu önyargılarimiz...Onlar olmasa ne yapardık ki!?

1 Nisan 2018/ 08:45


31 Mart 2018 Cumartesi

Yansımalar

Sadece şahsiyet ve kutsallık barındıran o  renge olan tutkumuz bile yeter de artardı yakın anlamlılıga.

31 Mart 2018/ 11: 40


26 Mart 2018 Pazartesi

Aşkın Dogu Hali

Süryani bir kürt kızına aşık olmayı dilerdim. Dinlerdim onun gerçek güneş kokan sesinden aski,, tanırdım kendimi

26 Mart 2018/ 23:23


22 Mart 2018 Perşembe

Yarı Özerkliğim



Bağlı bulunduğun yaşam alanımdan özerklik başvurusu yapıyorsun, standartları belirleyip anlaşıyoruz. [ en güncel Kasım 2023]

22 Mart 2018/ 08: 15


21 Mart 2018 Çarşamba

Nevrotiklik Kokusu

Yetim kalmış nevrotik bir düş büyütüyorum zaman saksısında; o en özel sabit kokun bana kalsın diye seni sandıklara kaldırdım.

21 Mart 2018/ 08:13


18 Mart 2018 Pazar

Kaan Murat Yanik Imza Gunu



Okuyucusunu bekleyen yazar... 👍

Kitaba dipnot düşüldü, gerekli selamlar soylendi ve kitaba alintilandi.

Tesekkur ederim. 👍


15 Mart 2018 Perşembe

13 Mart 2018 Salı

Savruk yanılsamalar




İçi dolu boşluklar gizliydi merdiven altı hayatinda... Ve bu gece elbisen için buluşacağım seninle..

13 Mart 2018 / 08:50

12 Mart 2018 Pazartesi

Beklenen Şahitlik.

Gerçekleri sorgulama ihtiyacı bulunmayan noktadan  çıkıp geliyorum. Ayni mektubun içinde bekliyoruz/bekletiyoruz inan.

12 Mart 2018/ 18:22


Günahkar Ayetler



Güçlü bir düşünce içine girmek istiyordu akın akın, kendine yedi büyük günahı seçerek başlamıştı.

12 Mart 2018/ 08: 00


Rastlanti Tebessümler

Yeni yeni rüyalara gebeydi gözlerime, sokak arasından sarkıttigin tebessümler

12-Mart 2018/ 7:34


11 Mart 2018 Pazar

Saç Güzellemesi

Her sabah saçlarına aynı sancılı soruyu soruyorsun, doğuyorum.

11 Mart 2018/ 23: 44


Tarihsel döngü duygusu

Ekinoks tarihim iki gün önceydi yari bağımsız cumhuriyetimde. Elle tutulur ne varsa karanlığında bıraktım.

11 Mart 2018/ 22: 44


Ruh Tufani

 tufan başladığında elimde sen vardın; birde mermileşmiş hayallerinle bedenimdeydin.

11 Mart 2018/ 22:33


Cicek Guzellemesi



Son sürat deve dikeni topluyorum, fahiş bir rengin tırnaklarından...

11 - 03 - 2018/ 15:58


16 Şubat 2018 Cuma

16. izmir oyku gunleri ...[ 1. Gün 2. Oturum]




25 Şubat 2018 itibariyle...

İkinci oturumla devam edelim, Müge Iplikci ile devam edecegiz... Cok sempatik ve sicak kanli bir yazarmis, ilk defa temas ettim kendisiyle ve aceleci ayri zamanda, neyse... :)

Cemil Kavukcu malum onur konuguydu bu yil.. Ha keza bildiriler de bu yazarimiz/ oykucumuz temelli olmasi kadar verimli ve nitelikli olmasi beklenirdi, oyle de oldu..

"Hic sevmem "der cemil kavukcu, " ismarlama öyküyle isim olmaz." öyküyü nasil yazdigini anlatirken, alintilanir tabi ki moderetor Hidayet Karakus tarafindan... Ne guzel ve yapici bir cümle.

Müge Hanim diyor ki : " Aradiginiz anlamın altinda kaliyoruz, edebiyatin anlamıni aramakla ömür gecer mi?
Evet değer, hemde cok..."

"Hepimiz birer Don Kisot'uz."

devam eder muge hanim,, " kan bagim yok; ama o benim akrabam, o kişi Cemil Kavukcu'dur."

"Kuslarin bir kaderidir uçmak ya da kadersizligi, özgürlük de bu degil midir?.."
(cok sicak ve sempati kokan alkislar gelir.)☺ devam eder... " Civit mavisidir o adam, o adam odaya girince oda mavidir." 👋

"Abi, isligiyla yapan gözlerindeki nehrin denizlere yansimasi, evet."

Ahmet Buke' ye övgüler sunar...[davet eder kendisini arayarak çünkü] ( ki konusurum ve görürüm diye 4 kitabini getirmistim, imzalar diye... Maalesef gelmedi..)

"Birilerin daha iyi olmasi için cok uzaklara giderlerdi... Cemil Kavukcu'nun öykülerinde erkekler gelmek icin giderlerdi.." der iplikci.

Soru sorar bize Müge Hanim daha sonra, serttir o bu kez...

"Bi seylerin iyi olmasi için uzaklara mi gitmek gerekir?"

"Acik denizde giderken gemiyi tekrar insa etmek... " (Kavukcu öyküsüne gonderme yapar.) [Güler, guleriz, kitabi elimdedir.]


'deniz denize dayanabilenlerin isidir.' kitaptaki "Balik" adli öyküsünü anlatir yazar...( Gülüşmeler, heyecanlanir çünkü) 😅😀 [artarak kahkahalari döner]

Devam eder... "Kaderinizin tutsağı iseniz, kacis yoktur."

Rihtimda haraket edememe.. Caresizlik ve kötü bir kader. Gemicilerin dokusuna etkiler, der. ( burada hep babasi denizci olan bir kiz arkadas hayal etmisimdir yillardir, o gelir aklima sahil kenarinda..)

Ancak Cemil Kavukcu pradigmasinda ise baligi da denize birakiyorlar. Ogretiyi de unutmayarak hafizanin gücü, hatirlarsak rotasina gidebiliriz., o mesajı aldim öyküde diyerek gülümser.

Müge Hanim , Cemil Kavukcu'ya donerek sorar : "Ama neden erkek karakterler? Anlatisi kadin (alkislar👋👋) [ tatli bir gönderme, not ilerde lazim olacak bu gonderme aklinizda bulunsun, 😉)
Devam eder... "Çünkü giderken hep birlikte gidecegiz, bulursak kadin/ erkek olarak bulacagiz.. Hedef de rota da belli. ( Alkislar👍👋)

Böyle bitirir Müge İplikci konusmasini, cok cok da teşekkür ederim ben kendi adima, cok hos bir konusmaydi, cesur ve pozitif. En yakin zamanda sizinle temas etmek dileklerimle, bilginiz ve neseniz bol olsun.✈🎈

Jale Özata ile devam ederiz...

Mutlu pazarlar

Not : Bugün Sabahattin Ali'nin dogum günü... Iyi ki yazdin ve bizler de yasiyoruz bu dünyayı kafalarimizin içinde..🎈


16. öykü günleri/ 1. Gün



Herkes dolgun bir hayatın sahibi olmak ister,

Hiçbir hikaye seni bulmaz; siz hikayenize bakacaksınız. (M.Mungan)

Öykünün çıktığı ve ulaştığı yerde insan vardır.

Öykü, hic silinmeyen hayatın/ anın izini arar.

Bu alıntılarla baslamisti panel tam bir hafta önce. Durgun bir selin çıkıp gelmesine bekliyordu yüzlerce cift gözler. Etrafta kelimelerin huzuru, mutlulugu... Akil almaz gibi değildi. Ilk oturum Oğuz Atay üzerineydi. Ki Gazi universitesi prof. Ibrahim Şahin' e  acayip hayran oldum, nasil olmayayım.

Şöyle ki ;

Bir parantez icinde dogum ve ölüm yılları. ( parantez ici yasanilan hayat,kapa parantez...)

Derin incinmisligin ve modernlesmenin deneysel temsilci oguz atay,, öyle baslar Ibrahim Sahin....

Ayrica yildiz ecevit ve handan inci'nin biyografik eserlerinde asil bir hikaye anlatilir buradan da takip edilir oguz atay.

"Her yazar kalıcı dil arar" Sahsi dil değil; edebiyat dili istiyor. Arar da arar... Oguz Atay'in kahramanlari susar.

"Oguz Atay oyun bozandir. Dil oyundur..."

Bosluk birakiyorum buralari, ben bir sürü not almisim icinden cikamiyorum karisik notlarimin, siz doldurunuz...

Necip Tosun : Oguz Atay ironidir... Der. Cok ilginc. Mektup bicimindeki anlatilari senfonik yapidadir diyerek devam eder, Ibrahim Sahin.

Satir aralarında gelismeleri çağırır...

Yuzleserek iyilesiriz, evet...

Hülya Soysekerci... Harika sunumu icin ayrica teşekkürler.

Unutmadan bildiri icin de Feyza Hepcilingirler' e de ayrica tesekkurler.

Kusura bakmayin, ayrintiya inmek istemedim, bilerek.

Nursel Duruel ile devam ederiz... ☝







12 Ekim 2017 Perşembe

Hasan Ali Toptaş/ 2017 [ 2. Bölüm]



İnsanlar üzerinde sevecen etki bırakmak her kişinin harcı değilmiş, bazen zor bile olsa anlamış oluyoruz. Sıradayız, saat tahmini 14: 22 civarı... Hengameler başlıyor; çünkü manisa da liseli, orta okul öğrencileri dolaşmaya başladı, "harika bir sey" dediginizi duyar gibiyim, "degil!" öyle değil ışte. Kitap bakmiyorlar, bildigin birbirlerini kovaliyorlar, kosuyorlar yani. Ne sandılar "fuara gidiyoruz gençler?!" deyince acaba?! Merak icerisindeyim.

Tam sirada 10 kişi civarı varken - ki yazar genellikle kisi başı iki buçuk dakika civarı ilgileniyor- etrafta bu olanları izlerken yanimda bir anda beliren  bir  lise öğretmenleri beliriyor. ( okul ismi vermek istemiyorum)Haydi buyur, aman allahım nasıl bir kültür?!? (Birazdan aşağıda. ...  lisesi ogretmenleri - evet hemde. ... lisesi, saka degil- arasinda gecen amacindan sapmaya kadar varan konusmalardan alintilar yapilacaktir, ilanen duyurulur... "Peki bu kitap imzalatma güncesi olmayacak miydi? "Derseniz, "bende öyle umuyordum.." diyebilirim sadace.)

Şöyle bir diyolog gecer yaklaşık 10 kisi kalmışken kendi aralarinda ...

" hocalarim, ogrencileri getirelim imza sırasında yanimizda olsunlar fotograf cekilip okulumuza davet etmek istiyorum yazari, itiraz edecek gibi olursa sizde bastirin gençler, tamam mi, anlaştık mi? Bu okulumuzun duyulması için çok hoş, evladim, alooo sana diyorum... Ooooo.... Sende fotoğraf çek gazetemize koyarız. Hocam diger ogrenciler nerde allasen, az kaldı millet nereye kaciyor anlamiyorum ki?! ( nereye kacsinlar, insallah yerin dibine girmislerdir de hezeyan içinde kalirsin😅)

Ben normalde yazara odaklanip o anki ruh halimi yasamak istiyorum, dolu dolu sırada sohbet etmek, karşılıklı fikir beyan etmek, gel gor ki... Etrafimda - en azından arkamda- böyle bir sok ile karsilasiyorum. Yadirgamiyorum kesinlikle, belki doğru olan bu bilemem. Ama o yazar sizin için gelmedi,  keske o kadar istekli olsanda sen cagirsaydin, okuluna? Diyesim gelse de beyefendiligimi bozmadim ( en azından dışından bozmadim, icim cosuyor, kendimi zor tutuyorum 😇) ancak o konuşmayı da susturmak istedim; çünkü konsantre olamiyordum yazara. Elimde yazarın malum kitabi var. Açtım ilk sayfasına ilk oyku; Balkon... Çok konusan beyefendiye ( sanirim müdür yrd olsa gerek; ya da degildir bilemiyorum... Çok konuştuğu icin müdür yrd. İtham ettim de...) okudunuz mu kitabi? " evet hocam harika, muhteşem!" diyor, "anlıyorum, balkon öyküsünü biliyorsunuz o zaman. Malum yazar balkonda oturan karakterin ağzıyla başladığı öyküsüne, yoldaki bir torenin içine bizi de dahil ederek ve hic farkına varamadigimiz bir zaman dilimi içine bırakıyor, kimimiz fark ediyor bu durumu sisli bir cümle arasında kimisi ise finalde yazarın durtmesi ile uyaniyor. Su an da olduğu gibi... Bizler sizin hocayı kapma telasinizdan sıyrılıp kendi içsel dünyamıza ulaşmaya calisiyoruz, sizlerde masallah icsel dunyanizdan sıyrılıp gercek amacsal dunyaniza... Hangisi doğru sizce?! Evet balkon bunu anlatıyor, simdi yazara bakıp daha iyi anlıyoruz sanırım. Değil mi cocuklar?!?" şükür cevap veremiyor ve ımza sırasına kadar susuyor, biraz yarı gönlünü alır vaziyette : "Bin Hüzünlü Haz" kitabinin kalmadığını söylüyorum, heyecanlaniyor, gidip standa bakiyor ve " evet kalmamis, gerçekten" deyip "Heba" adlı kitaptan bahsediyor, seviniyorum ve  evet şimdi 'oldu odak noktasına ulastirdigima sevindim bende ... Şimdi konusabilirz diyerek elinde bulunan "Golgesizler" kitabı görüyorum. İlk baskısı hem de... Adam Yayinlarindan çıkan ve Semih Gümüş' ün yazar üzerindeki ve ilk kitaplarindaki etkisinden bahsediyorum, o heyecanlı anlardaki elinden tutusundan, cevap vermiyor, ön tarafta ki hukukçu bir arkadaş ve izmirdeki imza etkinligine katılan bir hanimefendi de eklentime eklenti ekliyor ( evet istedigim ortam oluşuyor, cocuklar rahat 😉) sıraya bakiyorum 4 ya da 5 kisi kalmış.( yani 12 dakika) Birakiyoruz sohbeti, en azından ben birakiyorum. Odaklaniyorum, rahatım... Yazarimi rahat gorebilegim bir sekil aliyorum, kahvesi geliyor yaninda su... Masanin sol alt tarafına birakiyorlar, duzeltmek istiyorum; çünkü görmüyor. Ara vermek istemiyor, kahvesi soguyor 4 dakika daha gecti( icilmez artık, tuhh) onumdeki hanımlar kitaplarını imzalatiyor fotograflarini cekiliyorlar, ( fotograf cekilirken gulmeyi unutmuyor yazar - izmirde oyle degildi de - )eliyle gözlük camını düzeltiyor ( Universiteden A. Kolbasi hocamiz gibi 😅) hanimlar gülerek uzaklaşıyor... Mutlular...

Sıra bende... Errafdaki tüm sesleri geçici olarak duymuyorum - istesemde duyamam- üç adim atarak sag capraz karsisindan, sağına yaklasiyorum ( yarı masanin yaninda)

-Manisa' ya hosgeldiniz  efendim." diyorum önünde biraz eğilerek... Yazarimiz da: " asıl siz hosgeldiniz, hepiniz." diyor... Kitabi masaya birakiyorum, onun imzalayacağı sayfayı kendisinin açmasını istiyorum, dokunmasini... Yaratımını..( aklım kahvesinde... "kahveniz soğudu.." demek geciyor içimden, diyemiyorum)

Dört buçuk dakikalık leziz ve hoş sohbetimiz başlıyor...

[ 2. Bölümün Sonu...]


11 Ekim 2017 Çarşamba

Hasan Ali Toptas Imza Günü/ 2017



Harika espri ve iltifatlariniz için çok teşekkür ederim. 😀😍😉✌

Sevecen ve güleryüzlü dokunuslarınız için de ayrıca teşekkürler.☕✒



Bölüm 1...

Aslında ikinci imza gününe katılısim, -ilki kasım 2016 izmirde ve 4 saate yakın bir ayakta beklemenin ilk mutluluğu ve yorgunluğu ile temas etmiştik okuyucusu olarak Sn. Topbaş ile,- ikincisi daha bir olguncaydi en azından. Yetişkin birey sohbeti yapmak isteyip de kalabalık ve hizdan dolayı yapamayacağımı biliyordum, ona göre de önceden sorularımi hazirlamistim. Sirada çok beklememek için saat 11 gibi alana ulaştım ve imza alanını sordum, bilmediklerini söylediler ve sasirdim, icimden: " insan yazara biraz önem verip ona göre hazırlık yapar." diye gecirerek, imzalatacagim kitabi aldim.( Ölü Zaman Gezginleri) sonra alanda bulunan diğer kitaplara bakarken, yazarın: " bin hüzünlü haz" kitabının olmadığına fark ettim, aradığım kitabın ismine ayak uydurarak bin hüzünlü haz'a kapıldım. ( sevindim bittigine çünkü; ya herkes bitirmiş ya da kimse okuyamamis ) kitabı alıp çay kahve içerken ; imza saatinin 20 dakika öncesi kapıda gözüktü. Birkaç kişi dışında pek tanıyan olmasa da yanına gidip hocalarla " hosgeldiniz " dileklerimizi ilettik;a ncak tedirgin olmasına sebeb olmuş olacağız ki direk üst kata çıktı,yaninda ki temsilci arkadaslarla beraber ( bizde yol yorgunu oldugunu ve dinlenmesi gerektigini düşündük) içeri girdik ve yavas yavas kalabalik oluşmaya basladi ve bizim öğretmen grubuda 17. Sirada olmanın zevkiyle onun masasına geçişini ve dolma kalemi ( iki dolma kalemi var) yavas yavas ve dengeli imzalamasını izlemeye başladık - en azından ben öyle yaptım- sırayla, nazikce konusarak, imza öncesi yüzüne tebessüm etmekten asla geri durmayarak ( ve ayrıca sırayı da umursamayarak) ortama sosyal bir neşe katıyordu... Ta ki ımza sırası biraz biraz yaklaşıp ses ve duygu cagildamalarinin coskunlugunu yasayana kadar.... :) [ 1. Bölüm Sonu...] :))


18 Eylül 2017 Pazartesi

Üç Olgunlaşmış Karaktere Bir Nüans



Mızrak ucuyla yazılmış şiir yolluyorum koynuna
Aç...
Silahşörler etrafımızda birer kuş sürüsü
Kaç...
Sığındım oyuklarına,
Bekletme...
Vahiy geldi, duymuyor musun?
Saç...
Bu saatde gönüllerde ilişkiler yontuluyor
Seversin ingiliz birasını sen, sömürge alışkanlıklarını
Sokaklar boş değil; biri bekliyor durmadan Loksandra
Günahkar bir dua gönderiyorum ara ara
Içim titriyor Tiryandafilya duyar da sarar bedenimizi diye
Kıyamet kopacak amenna,
Ya tek kişinin kıy(a)meti ne olacak Beatrice.
Aç siyah bir defter sayfası bize, belleğimiz içinde
Saç yapraklarını,
Kaç ahmaklarını
Kabul ediyorum, bunu görmek için yaşıyorum.
Düştü düşlerim Beatrice'in avcundan bakışlarına
Üçünüz de bir masa etrafındasınız yakarışlarımla
Havva şahit.
Adem oyun peşinde, güzel lahit.
Mayhoş edici karanlıkta bakışıyoruz hepimiz
Tanrı şahit, güzel ahit.
İlk konuşan cehennem kapısını açacak içimize.
Kulağın çınlıyor mu?
Israfil' in tiye alınan boru sesi bu
Budanmamis ağaçtan bir masa bırakın bize
Ruhumuz bu masaya çıkan yollarla dolu
Herkes şimdi sussun,
Geçici süreyle tanrıyı unutuyoruz.
Meryem doğuracak,
Alkışlıyoruz...

IBRAHIM DEMIROZ / Üç Olgunlaşmış Karaktere Bir Nuans


17 Eylül 2017 Pazar

Yoğunluk...



Ulaşılamaz kalitenin peşinden koşa koşa yalnızlığı kaliteleştirdik.

17 Eylül 2017/ 15: 00


12 Ağustos 2017 Cumartesi

Arş- ı Endam

Arş bir anlam ifade etmiyor Beatrice olmayınca
Dolu dolu yağmur taneleri var icimde çağır biat edeyim
Hangi gülücük tozu yamadi karanlık ruhunu söyle?
Bir yerlerde yıldızlar kayboluyor etraf aydınlık, töz
Sızladı kaburgalarim bu gece mavi duygu içimde
İllegal öpüşmelerde aradım kanayan hüznün dibimde
Safakta bir yangın patlak verdi gormeliydin etrafı boğan kızıllıgı
O an hatırladım seni beatrice saçların rengini çalmıştı tanrı


Iteliyorum seni kavuşturmak tek derdim, anlamıyorsun.
Bilmek ile bilmemek arasında kalıp içeri alıyorsun
Çiğ bir ayet dönüyor dudaklarinda bunu iyi anlıyorsun.


Çoban yıldızı altında caz dinlemek isterdim seninle
Apoleti sökülmüş subaydan bozma insan olarak düşledin beni hep
Bu da yetmezmiş gibi düşleri mi çaldırttım bilerek
Beatrice sakın tanrı çingene ruhlu olmasın?
Cevabını gözlerinden aldım konuşma. Yok olmayasın
Baskına ne zaman geleyim hangi gece müsaitsin?
Çünkü ben daha çok sevdim saçlarını ülkedeki tüm aşklardan
Bir ondan kıskanmadım seni inan bir o yaradan.


IBRAHIM DEMIROZ/ 12 AĞUSTOS 2017


18 Mayıs 2017 Perşembe

HERKESLEŞMENIN Asil Hiçliği.



Senin kaç boğumlu bir ismin var? Böyle seviyorsak birbirimizi hikayemiz budur. Ağzının sol köşesine masum bir heykel,antlasmamiz bu yönde sakın unutma - sanki bilmiyoruz - bu savaş içinde savaş doksan dokuz ismin olsa bizi aradı. Gözlerimiz bizi bizden aldı gitti; ancak yine de bileklerime yazdım seni, mi soracaktik nefes alırken başka hiçbir şey/ bizler aslında iyi yalanlar soyleriz kimseye yıkıntılar arasından dogduk, aman! Kalsin kıyılar, çocuk gülümsemesi kaçmış içine, öldü. Ve igreniyorum senden! Çiçekler gecelerle altından çok sular geçti, biliyorum köprüler yıkıldı ;gelir harabe içinde uyanmak kırk ayagim deyimlendi hayatta/ kalıcı olamayacaksin yoksa, durup akmazdı sabah peydah olur farazi ağlamayı bilmeyen gözlerin arkasına gizlendik. Gerisi fasa fiso, fazla konuşma! Hiç konuşma... Alfabemizi seviyorum sadece iki harf ilgilendiyor bizi kulaklarımızın yamacina anlam aradık her zaman, dalgalar burada kürekler müzik notalarinda sakli, üzerimizde...Akıntıya mi kürek çekiyoruz Tiryandafilya? Biliyoruz sözlerimizi. İki harfli bol heceli alfabemizden, coğrafi dizelerimiz yürüyor bir yerlere, s... bil, umarım yetistiremessin sözlerini bu yakadan da peşinden düşüyor. Müzik tiz bir tonda, karanlık bildik kacilacak bir yer kalmadığında ayna çıkar karşımıza artık. Yargılanırken hep hile yapmışsınız . seversin, tüm klişeler hata yapmazmis, devrik olmayan bir tanrıyla karşılaşmak için güzel sözdür, dogrulmusuz. Kemikleri mi hisset. Segirtiyorum yanına anlamsız şekilde balık yaratmaya çalıştığımda uyarıyor beni akıcı bir dil geçiyor ara ara senin bilmediğin öyküm ün ihtiyacı olmasa gelir miyim sanıyorsun yanına, ne münasebet! Seni sevmek zaten yarı tanrılaşma sayılır. Kelimeleri akşama kadar beklemekten ve dönmekten özledim sanırım başka bir açıklama bulamıyorum ufukları başka, güneşi başka hayatlar nerden (ma) bilegimde dondurdugum kanımı akı t yer üç ayrı düşte üç ayrı hayat yaşıyorum. Bağımsızlık, hiç olmadı şu aralar yaşadıklarımız. Şiir seviyorsun.Romeo ilkellikleri diye bir deyim yerleşti oyuklari okşuyor, dokunuyor narlı okyanusuma ne yazar adımı bilmedikten sonra emin ve mağrur olabilirsin hisset atışları soyleme bu sırrımızi. Sus. Hep. Her daim. Birbirimizin olup sevmesini, kime ne? Ben suya karışmak istiyorum sen ise karanlığa istemedik biz. İstemeyiz. Gözlerimiz bizi, sizi kayıklariniz. İnsanız hepimiz size kıldı altında üstünde yeni dünya doğdu. Evet, sırtını seviyorum asil gelmiştir ince düşler ara ara kürek çekmeyi unutma. Gül. Hep. Balık ol. Baliklas. Hemen! Ara ara duraksadigini duyuyor; geceler seninle sevisiyor, herkes güzel şarkıda birbirine denk gelmiyor. Sana tam anılarımiz. Bazen konusursun tarif edilmez fark Tiryandafilya... Afilli bir hayat olsana! Fragmani düşmüş bir film şaşkınlığı var, söyler misin? - biliyorum cevabini - be bizden baska ne beklenir ki.. Hayatta tanım/terim, cümle ara bosluklarimda -aramamiza gerek kalmadan ilisiveriyor - karşı yakaya. Hemde hiç. Biliriz. Uslaniriz durduk yere zerre güven duymam hayatın sol şeridine geçmeyi. Biliriz hep.

Yetişebilmek ne mümkün(!) akıcı bir karanlık eşlik ederken yürüyor. Sırtüstü ve korkuyla ne kadar cümlelik hayat varsa içinden dua mı duy. Benisevme. Anla bilislerimizi, ne ruhsuz insanlar çevreledi hayatlarımızi. Yoksa girdiğim günahları hatırlamıyorum, dikkate deger bile oluyorum gökyüzünde/ içten doruk bir gülümsemesi ni seviyorum. Gizli kahramanim o benim ikinci bir sen, bu stabil duygularimin kırıntılarına efsun karıyorum.-bunları onu da bilmiyorum - rakamlara olan ilgimi bilirsin hic sevmem/nahos, sen karanlık düşlere gizlenmiş şiirleri. An meselesi yordamı hakim düşüncelere, yapilacak hikaye her taraf/ etraf, isimleri de unut- yüzüne alıştıra alıştıra bağır icimden dışıma...

IBRAHIM DEMIROZ / HERKESLEŞMENIN ASİL HİÇLİGİ

18/ 05 / 2017


13 Mayıs 2017 Cumartesi

Mayis yazi çalışması...



Merhabalar herkese...

Bu gece mayis ayi icin hazirladigim taslak metin üzerinde calismistim. Sabaha karsi ortaya cikan metinler sırasıyla... Mektup, öykü, deneme/anlati, şiir, fragman olunca, ben de bunlari disiplinler arasi bir teknik,yeni ve pek kullanilmaktan korkulan  yaklasimlardan biri olan Cut- Up tekniğini bu yazıda denemeye karar verdim.

Yazinin çoğu tamamlandi sayilir. Sadece kelimelerin duygu dengesini elimden geldigince bozmamaya calisiyorum.

Başlık da " Herkeslesmenin Asil Hiçliği" olacak gibi duruyor...

Ben  ise dün başlayan ve 3 gün sürecek olan "Trende Edebiyat, edebiyatta tren sempozyumun da olacağım.Doyurucu bildiriler cikabiliyor, - ki dünkü son oturum cok verimliydi- çıktı da...
Hepinize keyifli bir hafta sonu dilerim. 💜💬


1 Mayıs 2017 Pazartesi

YerAlti Edebiyati / Sorusturma [2017]



Merhabalar herkese... 2015 yilindan itibaren baslattigim edebiyat sorusturmalarin 4. Konusu : YerAlti Edebiyati... Yaklasik iki ay bu konu üzerinde sizin belki pek bilmedigi iz, okumak istemediginiz, dikkatinizi cekmeyen ya da vakit ayiramayip okuyup izleyemedigiz/izlediginiz paylasimlar vereceğim. 6 yildir beslendigim bir damar kolu sayılır. Zaten bilmeyenler internetten on arastirma yaparak gerekli bilgi ve dokümanları gorecektir.

"Yan Edebiyat" diyorum ben bu edebiyat türüne. Genellikle herkesin bu konuda sicak fikirleri olmadigini biliyorum. Ancak izmire gidince isler degisiyor emin olabilirsiniz. Benim edebiyat düşünce bellegimde % 30 gibi bir yer kaplar. Doyurucu olduğunu düşündüğüm bir alan. Meraklısı varsa tabi...

Benim Yeralti edebiyatiyla bulusmam bir öykü ile oldu. Sanirim Edgar Allen Poe öyküsü olmali diye ümit ediyorum. O öyküyü bir türlü bulamadım. Şöyleydi konusu : iki insan, bir at bir yukseklikte uyaniyorlar. Sisli bir hava... Ne asagisi görünüyor ne de yukarsi... Ucurumda olabilir ya da yere yakin bir yer de... Hicbir sey bilinmiyor... Ortalarindan yukardan asagiya gecen bir ip... Asagi gitme dusuncesi ve yukari cikma fikri... Ya da kalip beklemek. Kurtulus hangisinde ...  Bu oykuyle tanistim (ama hala bulamadim o öyküyü..) YerAlti Edebiyatiyla...

Konusuruz daha. Dedigim gibi 45 gun surdurecegimi düşündüğüm bir konu...

Mutlu Haftalar... 1 Mayis işçi Bayrami da kutlu olsun. (evet ozellikle bu güne sectim bu konu icin. Anlamli olan bir günde baslanmaliydi)

IBRAHIM.

💭💬💜✌🆓


Doğa ile iç içe

Mistik doğa havasını seviyorum. 😉