12 Ekim 2017 Perşembe

Hasan Ali Toptaş/ 2017 [ 2. Bölüm]



İnsanlar üzerinde sevecen etki bırakmak her kişinin harcı değilmiş, bazen zor bile olsa anlamış oluyoruz. Sıradayız, saat tahmini 14: 22 civarı... Hengameler başlıyor; çünkü manisa da liseli, orta okul öğrencileri dolaşmaya başladı, "harika bir sey" dediginizi duyar gibiyim, "degil!" öyle değil ışte. Kitap bakmiyorlar, bildigin birbirlerini kovaliyorlar, kosuyorlar yani. Ne sandılar "fuara gidiyoruz gençler?!" deyince acaba?! Merak icerisindeyim.

Tam sirada 10 kişi civarı varken - ki yazar genellikle kisi başı iki buçuk dakika civarı ilgileniyor- etrafta bu olanları izlerken yanimda bir anda beliren  bir  lise öğretmenleri beliriyor. ( okul ismi vermek istemiyorum)Haydi buyur, aman allahım nasıl bir kültür?!? (Birazdan aşağıda. ...  lisesi ogretmenleri - evet hemde. ... lisesi, saka degil- arasinda gecen amacindan sapmaya kadar varan konusmalardan alintilar yapilacaktir, ilanen duyurulur... "Peki bu kitap imzalatma güncesi olmayacak miydi? "Derseniz, "bende öyle umuyordum.." diyebilirim sadace.)

Şöyle bir diyolog gecer yaklaşık 10 kisi kalmışken kendi aralarinda ...

" hocalarim, ogrencileri getirelim imza sırasında yanimizda olsunlar fotograf cekilip okulumuza davet etmek istiyorum yazari, itiraz edecek gibi olursa sizde bastirin gençler, tamam mi, anlaştık mi? Bu okulumuzun duyulması için çok hoş, evladim, alooo sana diyorum... Ooooo.... Sende fotoğraf çek gazetemize koyarız. Hocam diger ogrenciler nerde allasen, az kaldı millet nereye kaciyor anlamiyorum ki?! ( nereye kacsinlar, insallah yerin dibine girmislerdir de hezeyan içinde kalirsin😅)

Ben normalde yazara odaklanip o anki ruh halimi yasamak istiyorum, dolu dolu sırada sohbet etmek, karşılıklı fikir beyan etmek, gel gor ki... Etrafimda - en azından arkamda- böyle bir sok ile karsilasiyorum. Yadirgamiyorum kesinlikle, belki doğru olan bu bilemem. Ama o yazar sizin için gelmedi,  keske o kadar istekli olsanda sen cagirsaydin, okuluna? Diyesim gelse de beyefendiligimi bozmadim ( en azından dışından bozmadim, icim cosuyor, kendimi zor tutuyorum 😇) ancak o konuşmayı da susturmak istedim; çünkü konsantre olamiyordum yazara. Elimde yazarın malum kitabi var. Açtım ilk sayfasına ilk oyku; Balkon... Çok konusan beyefendiye ( sanirim müdür yrd olsa gerek; ya da degildir bilemiyorum... Çok konuştuğu icin müdür yrd. İtham ettim de...) okudunuz mu kitabi? " evet hocam harika, muhteşem!" diyor, "anlıyorum, balkon öyküsünü biliyorsunuz o zaman. Malum yazar balkonda oturan karakterin ağzıyla başladığı öyküsüne, yoldaki bir torenin içine bizi de dahil ederek ve hic farkına varamadigimiz bir zaman dilimi içine bırakıyor, kimimiz fark ediyor bu durumu sisli bir cümle arasında kimisi ise finalde yazarın durtmesi ile uyaniyor. Su an da olduğu gibi... Bizler sizin hocayı kapma telasinizdan sıyrılıp kendi içsel dünyamıza ulaşmaya calisiyoruz, sizlerde masallah icsel dunyanizdan sıyrılıp gercek amacsal dunyaniza... Hangisi doğru sizce?! Evet balkon bunu anlatıyor, simdi yazara bakıp daha iyi anlıyoruz sanırım. Değil mi cocuklar?!?" şükür cevap veremiyor ve ımza sırasına kadar susuyor, biraz yarı gönlünü alır vaziyette : "Bin Hüzünlü Haz" kitabinin kalmadığını söylüyorum, heyecanlaniyor, gidip standa bakiyor ve " evet kalmamis, gerçekten" deyip "Heba" adlı kitaptan bahsediyor, seviniyorum ve  evet şimdi 'oldu odak noktasına ulastirdigima sevindim bende ... Şimdi konusabilirz diyerek elinde bulunan "Golgesizler" kitabı görüyorum. İlk baskısı hem de... Adam Yayinlarindan çıkan ve Semih Gümüş' ün yazar üzerindeki ve ilk kitaplarindaki etkisinden bahsediyorum, o heyecanlı anlardaki elinden tutusundan, cevap vermiyor, ön tarafta ki hukukçu bir arkadaş ve izmirdeki imza etkinligine katılan bir hanimefendi de eklentime eklenti ekliyor ( evet istedigim ortam oluşuyor, cocuklar rahat 😉) sıraya bakiyorum 4 ya da 5 kisi kalmış.( yani 12 dakika) Birakiyoruz sohbeti, en azından ben birakiyorum. Odaklaniyorum, rahatım... Yazarimi rahat gorebilegim bir sekil aliyorum, kahvesi geliyor yaninda su... Masanin sol alt tarafına birakiyorlar, duzeltmek istiyorum; çünkü görmüyor. Ara vermek istemiyor, kahvesi soguyor 4 dakika daha gecti( icilmez artık, tuhh) onumdeki hanımlar kitaplarını imzalatiyor fotograflarini cekiliyorlar, ( fotograf cekilirken gulmeyi unutmuyor yazar - izmirde oyle degildi de - )eliyle gözlük camını düzeltiyor ( Universiteden A. Kolbasi hocamiz gibi 😅) hanimlar gülerek uzaklaşıyor... Mutlular...

Sıra bende... Errafdaki tüm sesleri geçici olarak duymuyorum - istesemde duyamam- üç adim atarak sag capraz karsisindan, sağına yaklasiyorum ( yarı masanin yaninda)

-Manisa' ya hosgeldiniz  efendim." diyorum önünde biraz eğilerek... Yazarimiz da: " asıl siz hosgeldiniz, hepiniz." diyor... Kitabi masaya birakiyorum, onun imzalayacağı sayfayı kendisinin açmasını istiyorum, dokunmasini... Yaratımını..( aklım kahvesinde... "kahveniz soğudu.." demek geciyor içimden, diyemiyorum)

Dört buçuk dakikalık leziz ve hoş sohbetimiz başlıyor...

[ 2. Bölümün Sonu...]


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Rehearsal

 Farklı dizi sevenlere...