4 Mart 2015 Çarşamba

Rauf Bey...

  





Herkes gibi bir adam değilim. Elimde degil...

Göz önünde olmaktan, dikkat çekmekten pek haz duyan biri değilimdir. Evimden işime, işimden evime gitmek kuralımdır. Gelen gidenimde pek olduğu söylenemez. (aksamlar hariç) . Evim ne kadar temiz ve düzenli olsada; hayatım pek öyle sayılmaz. Her şeyin rengine, duruşuna ve eststiğine önem veren bir insanım. Restorantlarda yemek yemeği, müzikal tiyatroları gitmeyi, otellerde kalmayı ve içkiyi seven birisiyim.

Her gün aynı şeyleri yaparız işyerinde. Bazen iş çıkışı güzel hatunlar tavlamak, kısa günün karı oluyor benim için. Yaşım gereği benden yaşça küçük kadınları tercih etmemi, ''yaratılış'' teması altında savunmayı yeğliyorum. ellili yaşlara demir atmış bir insan olarak bunu sizden isteme hakkımın olduğunu düşünüyorum. Yapışkan kadın tiplerinden, tek gecelik ilişkiye karşı cıkan kadınlardan uzak durmaktan kendimi alamıyorum.Tabi arada kazalar da olmuyor degil. Evliliğim aklıma geldikçe elim ayağım titriyor nedense. Nasıl titremesin ki!! Nasıl evlendim o kadınla hala anlamıs degilim.Tam bir ruh düşmanı desem yeridir. Keşke daha evvel boşansaydım, gecen yıllarıma bir selam daha ben gönderiyorum. Karısına sadık kalan erkekler, bir de bekarlığın tadına varsaydınız, anlardınız ne demek istediği. Evlenmenin ne gereksiz bir sey olduğunu anlamam, ömrümün yarısına mal olmuştu bile...

Hafta içi sıkı çalıştığımdan, hafta sonlarının tadını iyi cıkartıyorum desem yeridir. Film izleyip, kitap okumak ne kadar favorilerimden olsalarda, bir kadınla olmak yanında sabahlamakta bir o kadar haz verici bir sey olduğunu itiraf etmeliyim. Aslında böyle bir şey için hafta içleri daha bir uygun sanırım. Sabah yanında görmek istemediğin biri için '' İşe gitmeliyim'' bahanesinden daha hoş ne olabilir ki.. Birinin evine de gitsem; ya da birine evime davet etsem, işe gideceğim sonunda.. bir daha onu görmeyeceğim.

genellikle evde yemek yapmıyorum.bazen aç olsam da aksam yemeklerini atlıyorum. Açık renkteki tenim ve siyah saçlarım hala bir kadını etkilebilecek düzeyde. Bunu yaşımın geçmiş olduğunu düşüneneler için söylüyorum.  Etrafımdaki futboldan anlamayan göbekli erkekleri düşünüp, birde geceleri barlarda üzerime atlayacak kadınları görüncekendime geliyor, arkadaslarıma gülüyorum. Hayran olunmak güzel şey, biliyorum.

O gün yine bir kadınla birlikte olmasaydım, işe geç gitmezdim. İşten geç cıkmasaydım, eve geç dönmezdim.Eve geç dönmesem onu görmezdim! Dünya tatlısıydı, oturduğu apartmanın girişine yaklaştığını, ayak seslerinin zarifliğinden anlayabiliyordum. ve tabi pencereye koşmam da bir oluyordu. Bazen sade bir kahve ile gün boyu pencerenin önünde onu bekler, geldiğini görünce günümü bitirirdim. Onu görebileyim, bekleyişimin ödülünü almak için, o narin ve huzurlu bedenini, hayal gözümle birleştirip kalbimin hızla çarpmasına sebeb olurdum. Rüzgarda aniden savrulan eteğini, ojeli tırnaklarıyla kapatma çabasına fırsat bilirdim. Gözlerden beynime doğru, onu yolculuğa cıkarırdım.

Karşı apartmana taşınma süreçlerinden hiç haberim yok. Sadece bir kaç gün önce perdelerin takıldığını, camda gördüm onu. yaşıma rağmen gözlerimin çabukluğu heyecanlandırmıştı beni. Komşularımla pek ilişkim yok, sadece karşılaşmak zorunda kalırsak, küçük bir baş ve göz selam ritüelinden başka bir tepkim olmuyor. Bir akşam eve dönerken karşı apartmandaki o hoş kızı gördüm. Tesadüfen o evde oturduğunu tül perdenin ardından telefonla konuşurken anlamıştım. Yüzünde olağanüstü bir gülümseme, elleriyle saçıyla oynaması, telefonla konusurken cilveler yaptığını, büyük ve derinden bir kahkaha atmasından fark etmiştim. Tüm dünyanın bir anda o masum kıza gördüğünü düşünüp, gereksiz bir kıskançlığa kapılmıştım. Hafifçe eğdiği boynunu sevgilisinin göğsüne koyuyor gibiydi. Elleriyle bir balerin edası takınarak, bir sağa bir sola nazikçe savurması da cabasıydı. Perdenin arkasından izlerken dınup kaldığımı,  elimdeki kahvenin buz gibi olduğu hissedince anlamıştım. Sıradan hayatıma renk katan biri olmaya başlamıstı. Onu görme oyunu vermiştim adına...

Bir bahar sabahı, onu takip edip bindiği otobüsleri öğrendim, işe giderken onunla karşılaşma ümidiyle,  binmeye başlamıştım. Kahvaltısını yapar( simit ve pogoça) elindeki ders notlarına gözlerini pür dikkat dikerdi. Mimarlık okuduğunu elindeli kitapların adından öğrenmiştim. Gül yaprağı gibi kırılgandı. Onu arzulamaktan kendimi alamıyorum. Hayatımdan geçip giden kadınlar, ilk defa mutlu olmalıydılar. onu izlerken bile hazzın doruklarında olduğumu fark edebiliyordum.

Yine aynı otobüsten, aynı durakta beraber inince, beraber yürümeye başladık. Aynı sokakta oturduğumuzu fark etti. Ertesi gün '' Günaydınlar'' gibi kelimelerle konuşmaya başlamıştık bile. Daha sonra gülümsemeler, pogaça ve cay seramonisi derken, iyi gidiyorduk. Sanırım adı da İlayda idi...
İlayda sohbeti ve konuşmayı seven - hatta cok konuşmayı- hiç susmayan yirmi iki yaşlarında bir kızdı. Ailesini, arkadaslarını, abisini, hoşlandığı erkeği anlatması uzun sürmemişti. Onu izlerken konusması, bakışı, ses tonundaki ahengliği ve şanşım yaver giderse, rüzgarda savrulan kokusunu hissetmek  mutluluk veriyordu. Anlattığı her şeyi komik bulmasamda, yüzümdeki tebessümlerin sebebinin tamamı ilayda' ya aitti. Okuldaki erkeklerin cok cocuksu olduklarından, onlarla uğraşmak istememesi özellikle dikkatimi çekmişti. İlayda her şeyini verebileceği bir erkek arıyordu aslında, ya da beni kandırıyordu...

Günlerden bir gün üzgün bir halde yanıma gelerek, okuldan ve arkadaslarından sıkıldığını anlatmaya başladı.Sanırım bana alışmıştı. bende onu anlamaya çalışarak, her dediğine onaylar olmaktan öteye gidemiyordum. Sınavların telaşı, ev arkadaşlarını sorumsuzluğu derken , evden ayrılmayı, başka bir eve cıkmayı düşünüyordu. ancak bu aralar olamayacağiı söyleyerek, kendininoktalıyordu her defasında.  

Üstünden bir kaç gün geçmeden, kapım çalındı. Geç bir vakitti. Ağlamak ve dertleşmek istediğini belirtmişti. Bir elimle ona sarılıp, bir elimle kapıyı kapattım. Saçlarının kokusunu ve boynunun sıcaklığını ilk orada içime çekmiştim. Bu yakınlığı yadırgamamıştı nedense, hatta hoşuna bile gitmişti. Arkadaşına dayanamadığını, artık onunla kalmak istemediğinin nedenlerini sıralayarak sabah etmiştik. Çok üzüldüğü, sinirlerinin bozulduğu belliydi. Sonra penceremden kendi evine bakarak bana tesekkür edip, kendini iyi hissettiğini ve yanağımdan öpüp evinin yolunu tuttu. Sonraki günler yakınlığımız arttı, sonraki bir aksam yolda karşılaşıp yolda yürümeye başladık.Gülüşüp konuşmalarımıza bakılırsa şimdi daha iyiydi. Otoparka geldiğimizde bir anda davranıp beni dudaklarımdan öpmesi bir olmuştu. Beni öperken arka koltuğa oturmasını sağladım, ilayda geçliğinin etkisiyle hormonları zirve yaptığı her halinden belli oluyordu. Onu ne zaman ve nasıl istesem beni geri çevirmiyordu..

(...)

İBRAHİM DEMİRÖZ// 03-03-2015

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Rehearsal

 Farklı dizi sevenlere...