4 Mayıs 2014 Pazar

Hangisi daha değerli? Stephen mı Jane mi?


Hangisi daha değerli? Stephen mı
Jane mi?

Stephen Hawking’le 25 yıl geçiren ve her şeye rağmen eleştiri oklarına

maruz kalan Jane Hawking, içini Sonsuzluğa Yolculuk: Stephen’la
Hayatım adlı kitaba döktü.
Albert Einstein’dan boşanmak için mahkemeye giden Mileva Maric, fiziğin evliliklerindeki üçüncü
taraf olduğu savunmasıyla ayrılıklarının resmileştirilmesini ister. Fizik dâhilerinin eşleri sürekli aynı
sorunla boğuşmak zorundalar. Sonunda “fizik dulları”nın arasına katılacak bu kadın çok daha
zorlusuyla karşı karşıya kaldı: Fizik, devasa bir ego ve motor nöron hastalığı. Stephen Hawking
ile yirmi beş yıl geçiren ve her şeye rağmen eleştiri oklarına maruz kalan Jane Hawking
içini Sonsuzluğa Yolculuk: Stephen’la Hayatım adlı kitaba döktü.

Doğan Kitap’tan çıkan bu eser “arada” kalmanıza neden olabilir. Bir tarafta Jane ve çektikleri,

diğer tarafta dünyaya Einstein’dan sonra gelmiş en büyük dâhi: Stephen Hawking. Acaba
gerçekten, “Stephen her şeyden önce gelir mi?” Fizik dâhisinin hayatı dilbilimci Jane’den daha mı
üstün? Jane ilk on yıl bu soruları aklına hiç getirmemiş. Ancak “zona” hastalığına yol açan sinir
yorgunluğu, okura, son on beş yıl hep bu sorulara yanıt aramış hissi veriyor.

Jane’in Stephen’la tanışması kendisinin 17, Stephen’ın ise 19 yaşında olduğu zamanlara

rastlıyor. Henüz hastalık korkunç yüzünü göstermemiş ve her ne kadar diğerlerinden farklı olduğu
ortada olsa da, Stephen diğer gençler kadar sağlıklı ve yakışıklı. Jane’in ilk etkilenmesi, onu
Napolyon’a karşı İngilizlerin mücadelesi ünlü Trafalgar Savaşı’nda hayatını kaybeden Lord
Nelson’a benzetmesiyle yaşanıyor. İki genç, hayatlarının farklı bir noktaya gitmesine neden
olacak hastalık ortaya çıkana kadar diğer İngiliz gençlerinden farklı değiller. Ancak Stephen’a 21
yaşına bastığı yıl motor nöron hastalığı teşhisi konuyor. Jane bu noktada hep Stephen’ın
kendisinden önce öleceğine inanan babasının onlarda yarattığı travmayla her şeyi bir an önce
yaşama mücadelesine başlıyor ve Stephen için ne gerekiyorsa sağlamaya gönüllü oluyor.
Jane, Stephen’la hayatını birleştirmeden önce o dönemin genç kadınları için oldukça farklı bir
yaşam sürüyor. Babasıyla çıkılan Avrupa seyahatleri, kendisinin iki defa tek başına eğitim aldığı
İspanya, Jane’in ufkunu açıyor. Eğlence ise Jane için her zaman öncelikli. Bu kadar hayat dolu ve
sosyal kadın, dilbilimci olmak için eğitimini Stephen ve çocuklara rağmen sürdürmeyi de ihmal
etmiyor. Hayat doluluk, Stephen ile hayatında bir süre işleri kolaylaştırıyor. Ama yine başa
dönüyoruz, Jane’in sözleriyle:“Stephen’ın fizik kariyeri benimkinden daha önemliydi. O fizik
havuzunda büyük bir sıçrama yaratma yolunda ilerlerken, ben dil çalışmalarının yüzeyinde küçücük
bir dalgalanma yaratsam şanslı sayılırdım. Kendimi, hiçbir akademik başarının ailemin bana verdiği
mutlulukla eşdeğer olamayacağıyla rahatlatıyordum.”


Jane, tüm kariyeri boyunca, Stephen’a servet kazandıracak Zamanın Kısa Tarihi kitabını

yazmasına kadar, hiçbir desteği esirgemiyor. Hatta bir dans sırasında sol kolunu kırdığı için
Stephen’ın Gonville&Caius College’e burs başvurusunu tüm hafta sonunu vererek el yazısıyla
bitirmeyi başarıyor ve bu olay, bundan sonra her şeyi zaten Jane’in daktilo edeceğinin de
habercisi oluyor. Jane, Stephen’ın yemeğinden banyosuna, okula götürülmesinden fizik
çalışmalarına kadar tam anlamıyla her şeyinden sorumlu konuma geliyor.
Jane isyan bayrağını açmaya yavaş yavaş başlarken kaçınılmaz sonun geldiğini, “Ben en başta
bütün engellere karşı birlikte mücadele etmenin mutluluk verici olacağını düşünürken şimdi ağır
işçiden farkım kalmamış, Cambridge akademik çevrelerinin kadınlar için uygun gördüğü o role
indirgenmiştim” sözleriyle anlatıyor.

Evdeki diğer erkek


Bu isyanın ardından Jane farklı bir çözüm buluyor. Müzik, ona yeni bir tutku kazandırıyor. On yılın

ve iki çocuğun ardından Jane biraz bencilliğin hakkı olduğu görüşündedir. Bu durum Stephen ve
ailesinin hayatına Jonathan’ı sokuyor. Koro şefi Jonathan, boşanmalarının ardından Jane’in ikinci
kocası olacak. Jonathan bu süre boyunca Jane’in bakımdaki yardımcısı gibi. Jane dâhil ailenin
tüm ihtiyaçlarına koşturuyor. Hatta Jane son çocukları Tim’e hamile kaldığında Stephen’ın annesi
Isobel tarafından sorulan o can yakıcı soruyla yüzleşiyor: “Çocuğun babasının Stephen
olduğundan emin misin?”
Stephen, koro şefi Jonathan ile karısı Jane’in ilişkisi karşısında anladığımız kadarıyla kendisinin
ikinci eşi olacak Elaine Mason’ın kışkırtmalarına kadar sessiz kalıyor, hatta onaylıyor. Ne zaman
“şeytan” Elanie, Stephen’ı ele geçiriyor o zaman boşanmaya gidecek olan fırtına bulutları
toplanmaya başlıyor. Jane hem Jonathan’ı hem Stephen ve ailesini sevecek kadar çok sevgisi
olduğunu düşünüyor. Ve sürekli tekrarladığı gibi, Stephen boşanmayı düşünmese, o ve Jonathan
düzeni bozmaya hiç ama hiç niyetli değil.
Aslında anlıyoruz ki, eğer Jane hayatına girmemiş olsa belki Stephen Hawking dünyayı
değiştiremeyebilirdi. Jane, ona hayata tutunma arzusunu geri veriyor ve Stephen bunu hâlâ
bırakmaya niyetli değil. Ve kitap tüm dünyanın gözünde değerli bilimadamı ve her ne kadar tanrıya
inanmasa da “aziz” mertebesine yükselmiş Hawking’i bir despota çevirmeye aday. Ancak kitabın
1995’teki boşanmalarından hemen sonra yazılıp ilk kez 1997’de yayımlandığı unutulmamalı.
Boşanmış bir kadın tüm içindekileri kusuyor…

Kahramanı Galileo


Jane kitabında Stephen Hawking’in Galileo tutkusunun gizemini de açıklıyor: “Galileo 8 Ocak

1642’de Newton’ın doğduğu yılda ve Stephen’ın doğmasına üç yüz yıl bir gün kala öldü. Bu
nedenle Stephen’ın kendisine kahraman olarak Galileo’yu benimsemesi şaşırtıcı değil. 1975’te
papadan bir madalya aldığında bu fırsatı Galileo’nun saygınlığına yeniden kavuşturulması için
kişisel bir kampanya başlatmak üzere kullandı. Kampanya başarıya ulaştı ama yine de bilim ile
dinin uzlaşmasından ziyade bilimin rasyonel ilerleyişinin dinin çağdışı ve tutucu güçlerine karşı bir
zaferi olarak görüldü. Nisanda Stephen, Papa XI. Pius Altın Madalyası’nı aldı. Görünüşe bakılırsa
yaratılış noktası olarak Büyük Patlama kavramı Vatikan’ın hoşuna gitmişti ve Stephen topluluğa
konuşmasında ölümünden üç yüz otuz üç yıl sonra Galileo’nun hatırasının itibarının geri verilmesi
için özel bir ricada bulununca Galileo sonunda bir müdafi bulmuş oldu.”

Ateist Stephen Hıristiyan Jane’e karşı


Jane Stephen’ın tanrıya inanmadığını ilk sayfadan son sayfaya kadar bize unutturmayacak

şekilde aktarıyor. Ancak kendisinin, her ne kadar muhafazakâr olmasa da, tanrıya ihtiyaç
duyduğunu gizlemiyor. En büyük çatışmaları ve Jane’in aktardığına göre Stephen’ın en zehirli
sözleri de bu tartışmalarda yaşanıyor. Jane’in Stephen’ın inançsızlığından en çok yıkıldığı zaman
ise İsrail’de, kutsal topraklarda kitabın tanıtımı için bulundukları gezide verdiği röportajdaki sözleri
oldu: Bir soru istisnasız bir şekilde tüm röportajlarda tekrar ediliyordu. Kenardan izlerken ve şu ya
da bu şekilde sürekli tekrar edilirken yüreğim eziliyordu. “Profesör Hawking, araştırmanız size
tanrının varlığı hakkında ne gösteriyor?” ya da “Sizin tarif ettiğiniz evrende tanrıya yer var mı?”
veya daha doğrudan “Tanrıya inanıyor musunuz?” Cevap daima aynıydı. Hayır, Stephen tanrıya
inanmıyordu ve onun evreninde tanrıya yer yoktu. Stephen’la yaşamım inanç üzerine kurulmuştu
-onun cesaretine ve dehasına inanç, ortak çabalarımıza olan inanç ve en nihayetinde dini inançve
yine de üç büyük dinin beşiğinde, insan deneyimine pek atıfta bulunmayan bir tür ateizm vaazı
veriyorduk. Benim inandığım her şeyin körü körüne inkârı gerçekten de acıydı.”
Stephen Wagner’i seviyor


Jane ile Stephen’ın ortaklaşamadıkları bir nokta da Stephen’ın Wagner sevgisi. Jane’e göre Nazi

idealleriyle bütünleşmiş Wagner operaları, Stephen’ın kendini dış dünyaya kapadığı zamanların
da başrol oyuncusuydu. Jane kendi sesinin boğulduğunu anladığı bu zamanlarda Wagner’den
nefret etmeye başladı: “Yapma çiçeklerin her yönüyle gerçek olanlara yeğlenmesi gerektiği ve en
sevdiğim besteci olan Brahms’ın orkestrada yeteneksiz ve ikinci sınıf olduğu hakkında tartışırdı.
Rachmaninov çöplüktü, Çaykovski ise aslında bale müziği bestecisi. Bestecilere dair bilgim
oldukça azdı: Rachmaninov ve Çaykovski’ye dair tüm bildiğim müziklerinin beni derinden
etkilediğiydi. Brahms’ın orkestra müziği becerisine dair ise hiçbir şey bilmiyordum. Sonradan
öğrendim ki Wagner, Brahms’tan nefret ederken, Brahms da ondan nefret ediyormuş ve bu,
gizliden gizliye hoşuma gitti.”
Sağlık güvencesi Hawking’lere uğramadı

Jane ve Stephen birliktelikleri boyunca ortak paydada da buluşmayı başardılar. Bunların başında

nükleer silah karşıtlığı ve Teacher yönetimiyle altüst olan ulusal sağlık sistemi geliyor. Jane henüz
Stephen servet edinmeden önce sağlık masraflarını karşılayabilmek için zorlu bir mücadele verdi.
80’lerde artık Stephen’a tek başına bakamadığı ve özellikle gırtlak ameliyatının ardından
hemşirelerin bakımına ihtiyaç duyduğu zamanlarda para bulmak için okyanusu bile aştı. Sorun
çok basitti Jane’e göre: Ulusal Sağlık Hizmetleri’nin başlıca görevinin hastaları doğru düzgün
tedaviye erişimden yıldırıp vazgeçirmek, Sosyal Hizmetler’in ise orta sınıfın ihtiyaçlarını
görmezden gelmesi.

SONSUZLUĞA YOLCULUK
Stephen’la Hayatım- Jane Hawking
Nereden okudum:
http://kitap.radikal.com.tr/Makale/hangisi-daha-degerli-stephen-mi-jane-mi-396506

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Nature Astronomy / Ocak

  Nature Astronomy - Ocak sayısı... Keyifle ...