27 Mayıs 2014 Salı

Dogvılle-Lars Von Trier..

  





Duvarlar, kapılar, odalar yok bu filmde. Bunların yerine insan var, alabildiğine insan… en yoğun, en
çarpıcı, en kendine has tavırlarıyla insan… seyirciyi kendi kendine yabancılaştıran, rahatsız eden,
sorgulamaya iten insanın “vahşi doğa”sı… Ha bir de Moses-Musa- var tabi, köpek.. ama kimi insandan daha insan… Dogville’in, sadece sesi duyulan, tebeşirle yere çizilmiş köpeği… Baştanaşağı bir değişimi, dönüşümü anlatan filmde değişmeyen bir unsur Moses… Grace ile Moses arasındaki ilişkinin temeli de buna dayanıyor zaten
Film ağır ilerliyor. Yavaş yavaş giriyor kanınıza, size sezdirmeden. Çan çaldığında panik olup, Grace’le birlikte madene saklanmış buluyorsunuz kendinizi.. Ya da dişlerinizi sıkıyorsunuz ilk biblo yere düşüp
onlarca parçaya ayrıldığında… “Bu kadarı da fazla artık!” diye isyan etmeye yeltendiğiniz noktada,
Grace’in, her şeyi dışardan izleyen bir insanın acı dolu bakışlarını saklayan gözleri sizi durduruyor. Ama o kurtun içinizi kemirmesini engelleyemiyor. Ta ki, “Birincisi öldüğünde ağlamazsan, diğerlerini bağışlayacağım” repliğini duyana kadar. Huzur mu bu? Ya da intikam ateşinin sıcağında mayışmanın verdiği haz mı? Farkına vardığınızda dehşete düşüyorsunuz. Film bitiyor, salondan çıkarken allak bullak olduğunuzu fark ediyorsunuz. İktidarın zehrini yererken, “power is not so bad” diyen birini onaylarken buluyorsunuz kendinizi. Şiddetli bir iç çatışma hüküm sürüyor kafanızda.
Merhametin en büyük kibir olması ya da olmaması… işte bütün mesele bu! Rahatsız edici, sarsıcı bir film… 

Oyunculuğun zirveye çıkması, dikkate değer detayları-7 biblo ve 7 çocuklu kadın- ve
replikleriyle* Dogville, seyirciyi etkilemekten öteye geçip, seyircinin zihnine işliyor…
Dogville, en azından şekil olarak, benzeri olmayan bir film. Kamera kullanımı, büyük bir tiyatro
sahnesinde geçen kurgusu, sizi alışmadığınız bir sinema dünyasına davet ediyor. İzleyici olarak filmi bu noktada sevebilir ya da nefret edip salonu terkedebilirsiniz. Sabırlı bir sinema izleyicisi olarak size
tavsiyem "He Loves Me, He Loves Me Not"u hatırlamanız ve sıkıcı girizgaha tahammül etmeye
çalışmanız..


Bölümler ilerledikçe, film hiç bir süs, renk ve dekor olmadan insan doğasını, daha doğru ifade etmek gerekirse insan pragmatizmi ve acımasızlığını anlatmaya başlıyor. Ve bir an geliyor insan olmaktan
nefret etmeye başladığınızı hissediyorsunuz. Yine diğer bir dikkat çekici nokta ise, bir tiyatro
sahnesinde olduğunuzu unutmaya başlamanız ve filmin gerçekliğine dair sahip olduğunuz şüphelerin
ortadan kalkması. Kurulan ve sunulan dünya sizi sarıyor, inanıyorsunuz..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Gezegen Bayrakları

 Güneş sistemimizdeki gezegenlerin Bayrakları... 👍